Sunday, 16 February 2014

Savvas Kalenteridis; “Öcalan’ın Gözlerine Rahatlıkla Bakabilirim”


 


Hasan Uşak

1999 yılı 15 Şubat günü tarihe PKK lideri Abdullah Öcalan’ın yakalanışı olarak geçti ve Kürtler o günü kara gün olarak ilan ettiler. Öcalan, Kenya’daki Yunan Elçiliği’nde 15 gün kaldıktan sonra uluslar arası güçler tarafından kaçırılarak Nairobi Havaalanında hazır bekletilen bir uçağın içindeki Türk yetkililere teslim edilmişti. O süreçte Kürtlerle beraber kendi kişisel tarihi de değişen biri daha vardı; O kişi Savvas Kalenteridis’ti. İstihbarat subayı olarak çalışan Kalenteridis, çok iyi derecede Türkçe biliyor ve Öcalan ile 10 Ekim 1998 günü Atina Havaalanı’nda tanıştı ve O’na eşlik ederek Kürt tarihi için çok önemli olan bir sürece tanıklık etti.  

PKK Lideri Öcalan, yakalanışından sonra yaptığı değerlendirmelerde Kalenteridis’i Hz İsa’ya ihanet eden havarisi Yehuda’ya benzetti ve bu benzetme Kürtlerin hafızasına kalın çizgilerle kaydedildi. Kalentenridis ismi ilk kez 19 Şubat 1999 gününden sonra Kürtlerin gündemine girdi.

Öcalan’ın gözlerine rahatlıkla bakabileceğini söyleyen Kalenteridis, tarihe ışık tutmak için, “Komplo’nun Tanığıyım, Öcalan’ın Tutsak Alındığı Kirli Oyunun Perde Arkası” ismi altında bir kitap yazdı. Kitap 2010 yılında Türkçeye çevrildi. Kalenteridis ile Atina’da görüştük ve 15 yıl önceki süreç hakkında konuştuk.

— 15 yıl önce PKK Lideri Abdullah Öcalan Suriye’den çıktıktan/çıkarıldıktan sonraki serüveninin önemli bir kısmına tanık oldunuz. Öcalan sizin tavrınıza da eleştirdi ve size İsa’ya ihanet ettiği iddia edilen havarisi Yehuda benzetmesini yaptı ve bütün Kürtlerde böyle biliyor. Siz bu konuyla ilgili ne diyeceksiniz?

Öcalan, benim hakkımda ne söylerse söylesin, ben onun durumu dolayısıyla haksız olduğunu söyleyemem. Neden? Çünkü o bir esirdir. Bir de Öcalan benim devletime (Yunanistan), buradaki dostlarına ve bana güvendi. Sonunda bildiğimiz noktaya gelindi. 15 yıl önce Türklerin eline geçti ve hapse girdi. Dolayısıyla haklıdır, şikâyetçidir. Fakat kendisi de biliyor, benim durumum karar alıcı değil, karar uygulayıcısıdır. Subaydım, vatanına yemin eden, vatanına bağlı bir subaydım. Ona göre hareket ettim. Herkes ve kendisi (Öcalan) de biliyor ki, çok zor anlar yaşadık. Ona sahip çıktığımı da biliyor. Bazen çok çok zor durumlara düştüm. Çünkü büyük bir çekişme vardı. Bir taraftan benim görevim, bir taraftan ona sahip çıkma, onu kurtarma isteğim.

—İnsan Savvas ile subay Savvas’ın çatışması mı yaşandı?

İnsan olarak ben Öcalan’ın dostu değildim. İdeolojik olarak dostu idim. Onun liderliğine inanıyordum ve Kürt halkının mücadelesini destekliyordum. Özellikle uçakla Nairobi’ye doğru yola çıktığımızda çok çaba sarf ettim, fakat onu kurtarmak imkânsızdı.  

—Öcalan Şam’dayken Yunan istihbaratının Atina’ya geleceğinden haberi var mıydı?

Öcalan’ın bir politikacı dostu ki hakiki dostu ve Kürt hareketinin dostu olan Kostas Baduvas aracılığıyla Atina’ya geldi. Öcalan ona hükümeti bilgilendirmesini söyledi. Fakat o yapmadı. Böylelikle kimsenin haberi olmadı. Havaalanına indikten bir süre sonra haberimiz oldu.

—Öcalan bir grup milletvekili tarafından Yunanistan’a davet edildi. Yunanistan’a gelmesinin asıl sebebi milletvekillerinin bu çağrısıydı. Buraya geldiğim zaman Yunanlı dostlarının sahip çıkacağını ve politik sığınma hakkı verebileceklerini mi düşünüyordu?

Politikacılar bunları vaat ettiler ancak Öcalan geldiğinde o politikacılar kayboldu ve Öcalan devletin elinde kaldı.

—Tuzağa mı düştü?

Zannetmiyorum, davet edem politikacıların sorumsuzlukları.

—Öcalan’a Yunanistan’da siyasi iltica hakkı verilemez miydi? Bu nasıl bir sonuç yaratırdı? Belki şimdi her şey çok farklı olabilirdi.

Yunanistan’a ilk gelişinde sert müzakereler oldu. Rusya yolu öğleden sonra 5’te açıldı. Kendisi ben iltica edeceğim dediğinde “Hakkınızdır kimse engelleyemez” dedim. “Fakat siz savaşan bir ordunun liderisiniz. Türkiye’ye komşu bir ülkeye sığınma talebinde bulunmanız silahlara veda etmeniz anlamına gelir. Aksi durumda Türkiye ile savaşan bir örgütün liderinin Yunanistan’da bulunması Türkiye ile Yunanistan’ın savaşması demektir. Çünkü savaş devam ediyor.” dedim.

Sonra Rusya yolu açıldı. İltica etme konusu resmiyete dökülmedi. Resmi olarak iltica Nairobi’deyken oldu. Biz Yunanistan’a bu talebi ilettik, ancak hasıraltı edildi. Hiçbir zaman bu dilekçe resmi işleme konulmadı. Resmiyete konulması gerekirdi. Kitabımda bunun belgesi var. O dilekçe büyükelçiliğe verildi. Hukuki işlemler için. Büyükelçi’nin de yazısı var. “Öcalan’ın iltica mektubunu size yolluyorum, işleme konulması için” şeklindeydi.

—Öcalan’ın bazı açıklamalarından sizin sözlerinize güvenerek Nairobi’ye doğru yola çıktığı anlaşılıyor. Siz buna ne diyorsunuz?
Bu doğrudur, neden? İnce bir ayrıntı var. Biz Corfu’dayken Öcalan’a devletin isteklerini Kıbrıslı bir işadamı iletiyordu. Ben sadece refakat ediyordum ve durumu izliyordum. Şimdi o Kıbrıslı iş adamı Öcalan’a hükümetin isteklerini aktarıyordu. Afrika’nın bir ülkesine gitmesini teklif ediyordu, Öcalan ret ediyordu. Bu birkaç saat sürdü. Ben bu müzakereler sürerken Öcalan’ı İtalya’ya götürmek için bir plan hazırlıyordum. Corfu’nun en hızlı teknesini buldum. Adam kaçakçıydı ve “2,5 saatte İtalya kıyılarına götürürüm” dedi. Beni o esnada EYP (Yunan İstihbarat Teşkilatı) Başkanı rahmetli Haralambos Stavrakakis aradı ve bana Öcalan’ı ikna etmemi söyledi. Bende “Teklifinizi bilmiyorum, nasıl ikna edebilirim?” dedim. O da “Sen güvenlik için bilmeyeceksin kendisi biliyor, biz ona devlet güvencesi veriyoruz. Birkaç gün bir çiftliğe sığınacak, daha sonra şartlar uygun olduğunda onu Güney Afrika’ya ulaştıracağız” dedi. Ben bunu Öcalan’a aktardım. Kıbrıslı iş adamının ne güvence verdiğini bilmiyordum. Kabul etmeyince tekrardan istihbarat başkanıyla konuştum. Biz ona devlet güvencesi ve devlet sözü veriyoruz, onu koruyacağız, şartlar uygun olduğunda onu nakledeceğiz. O zamana kadar Öcalan ve devlet arasında çok sert müzakereler oldu. Bazen tansiyon yükseliyordu. Bende devletin şimdiye kadar güvence vermediğini ve kendisine karşı sert bir tutum izlediğini, şimdi ise güvence verdiklerini söyledim. Benim gözüme baktı ve “Sen ne diyorsun” dedi.  Ben bir subay ve emir kulu olarak kendi devletime şüpheci bakamam. O zaman işini yapamazsın. Benim devletimin yalan söyleyeceğini -ki yarı resmi bir müzakereydi- bir halkın liderini kandıracağını aklımdan geçirmedim, geçmesi de mümkün değildi. Öcalan benim gözümde bir umut gördü. Onu sevdiğimi ve saygı duyduğumu çok iyi biliyordu. Şimdi de biliyor. Öcalan o zaman ikna olmadı fakat etkilendi. Çünkü ben Öcalan’a kesinlikle, hiçbir zaman ihanet etmeyecektim.

Öcalan aylarca ve aylarca büyük güçlüklerle boğuştu. Bu süreç de, ne kadar büyük bir lider olursanız olun süreç insanı yavaş yavaş başka zamanlarda hiç kabul etmeyeceğiniz şeyleri kabul edecek duruma getiriyor. Böylelikle gözüme baktı ve gidiyoruz dedi. O zaman ben nereye hangi ülkeye gideceğimizi bilmiyordum. Bana “sen ona refakat edeceksin, ama hangi ülkeye gideceğini bilmeyeceksin. Uçaktan inmeyeceksin, hiçbir soru sormadan geri döneceksin” dendi. Benim görevim sadece refakatti.

—Siz Nairobi’ye gidişte Corfu havaalanında bir kaza geçirdiniz, değil mi?

Herkes biliyor ki ben ölümden döndüm. Gözüme uçağın kanadı geldi. Öcalan’ın kendisi yaralarımla ilgilendi. Ondan sonra başka havaalanına gittik.

— Öcalan bu kazanın şüpheli olduğunu söyledi…

Hayır, bu bir kazaydı. Kazaydı neden? Öcalan’ı Yunanistan’a götüren politikacılar “sana sahip çıkacağız koruyacağız” diye ikna ettiler ve Öcalan ile yapılan müzakereler ve ikinci bir ülkeye nakledilmesi planını deşifre etmek bazı gazetecileri çağırmışlardı. Havaalanı yetkilileri de çekim yapılmasını engellemek için bütün ışıkları kapattırmıştı. Böylelikle sürücü, kanadı görmedi ve çarptı. Öteki havaalanı 4 saat sürüyordu. Biz oraya giderken yeni bir emir geldi bana, Nairobi’ye indiğinde sen ertesi gün Güney Afrika’ya ulaşacaksın ve Mandela’nın da avukatı da olan Yunanistanlı Bezosa ulaşacaksın, Dış İşleri Bakanlığı’ndan emir var diyeceksin ve Öcalan’ın Güney Afrika’ya ilticasına yardımcı olmasını isteyeceksin deniliyordu.

Biz öteki havaalanına gittik, yarım saat sonra uçak havalandı ve ben Öcalan’a sordum: “Sayın Başkan ben yoldayken bir emir aldım. Emre göre benim ertesi gün Güney Afrika’ya gitmem gerekiyor.”  Kendisi Nairobi’ye gittiğimizi o zaman söyledi ve ben böylece gittiğimiz yeri öğrenmiş oldum. Güney Afrika herkesin mutabakat olabileceği bir yer. Çünkü Türkiye’den ve Kürdistan’dan çok uzaktadır. Orası Türkiye için de kabul edilebilecek bir çözüm olabilirdi. Çünkü Öcalan orada tek başına olacaktı.

—Nairobi’de neler oldu? Olayın tanığı olarak birde sizden dinleyebilir miyiz?

Biz Kenya’nın başkenti Nairobi’ye gittik. Kapılar açıldı, gayet rahat bir biçimde kontrolsüz geçiş yaptık. Ben dedim ki “kesin bir anlaşma var”. Ertesi gün üstlerime şifreli bir mesaj gönderdim, “biz iyiyiz, ulaştık” diye. Ne benim ailem ne de kimse benim nereye gittiğimi bilmiyordu. Benim mesajımdan sonra Yunanistan’dan bir telefon geldi. Bu konuda yazılı bir şey olmayacak denildi. O zaman şüphelendim. Hemen büyükelçiyi ve diplomatı çağırdım. İkisi de hukuk mezunudur. Dedim “bakınız ikinizde hukuk adamısınız, burada anlaşılmayan bir şey var. Biz yasadışı bir şey mi yapıyoruz, neden yazılı bir şey olmasın? Bu ne demektir? Bir şey olursa haklılığımızı nasıl ispat edeceğiz? Ben yarın gideceğim ama siz ne yaparsanız yapın her şey kayıtlı olsun.” Bu benim için ilk işaretti. Hemen Öcalan’a yaşananları aktardım. Böyle bir durum var diye. Çünkü devletimin güvencesini ben iletmiştim. Bu yasal bir sorumluluk değil, ahlaki bir zorunluluktu. Ben 2 gün sonra büyükelçilikten Öcalan’la vedalaşarak Güney Afrika’ya gitmek üzere çıktım.

Beni havaalanında durdurdular. Kontrolü geçtikten sonra iki sivil geldi ve beni bir yerde oturttular. “Pasaportunuzu emniyet amiri incelemek istiyor” dediler. 20 -25 dakika oturdum. Kimse gelmiyor. Uçağım kaçıyor dedim. Uçak gittikten sonra pasaportu verdiler. Mecburen büyükelçiliğe döndüm. Büyükelçi’ye Kenya Dış İşleri Bakanlığı’ndan görevlilerin “Misafirlerinizin pasaportunu Dış İşlerine getirin lütfen” dediler dedim. Gitmeme izin vermediler ve sonraki süreci de Öcalan’la birlikte yaşadım.

Nairobi’de her gün internete girip Kürt sorunu ile ilgili yazıları, haberleri getiriyordum. Kendisi BBC Türkçeyi de dinliyordu. Özgür politikada, ABD’li 2 güvenlik yetkilisinin Ankara’ya gittiğine dair bir haber vardı. Kendisi bu haberi okuyunca “Onlar benim için Ankara’ya gidiyorlar” dedi. Bir de Güney Aslan’ın yazısını okuyunca ayağa kalktı ve “Burada bir şeyler var” dedi. Afrika’nın ortasında her şey çok çok daha zordu. Kürtler yok, dostları yok, imkânlar sınırlı. Orada bu kadar tehlikeli bir tuzakta iken ne karar alabilirsin, ne de bir şey yapabilirsin, çaresizdi.

— Öcalan uluslararası bir komplodan bahsediyor. Siz ne düşünüyorsunuz?

Öcalan Suriye’den çıktığında ben böyle bir plan, komplo olduğunu sanmıyorum. Öcalan Rusya’ya gittiğinde ABD için bu ciddi bir riskti. Neden? Öcalan Rusya’da kalsaydı, Rusya Kürt sorunu konusunda güçlü bir seviyeye gelecekti. O zaman Amerika baskı yaptı ve Öcalan Rusya’dan ayrılmak zorunda kaldı. Öcalan’ın İtalya’ya gidişinden kimse haberdar değildi. O Kürtlerin bir başarısıdır. İtalya’ya gidişi oldubittiye geldi. İtalya’nın umudu ise Almanya’ya gitmesiydi. Çünkü Öcalan Almanya’da aranıyordu. Onun için bir güvenceydi. Almanya o zaman ABD için yine tehlikeydi. Almanya ya da Avrupa Öcalan’a iltica verseydi, o zaman Avrupa Kürt sorununda güçlü konuma gelecekti. Bu yüzden İtalya’dayken uluslararası komplo startı verildi. Bu benim düşüncem. Evet, rahatça söyleyebiliriz ki uluslararası bir komplodur. ABD’nin kararıdır. Ne olursa olsun Öcalan Türklerin eline geçmelidir. Çünkü Türkiye’ye geçerse bütün kozlar ABD’nin elinde kalacak.

Türkiye Öcalan’ı alacak, ancak idam etmeyecekti. Kürtlere siyasette bazı haklar verilecekti. Plan buydu ve bu sayede bütün kontrol ABD’ de olacaktı. Daha önceden bütün hükümetlerin bir masada oturup, komplo kurup, plan yaptıklarını sanmıyorum. Karar Washington’da alındı ve bütün oyuncular bu karara uymak zorunda kaldı.

—Öcalan’ın bu süreçte bir zaafiyeti oldu mu? Verdiği yanlış veya duygusal bir karar?

Burada bir zaaftan değil de Kürtlerin karakterinden bahsetmek gerekiyor. Öcalan İtalya’dayken dönemin İtalya Başbakanı Massimo D'Alema, “beni hükümetten düşürecekler” dedi ve ülkeden ayrılmasını istedi. Bunun üzerine Öcalan’ın da bir cümlesi var, “İstenmediğin yerde kalma” diye. Bu bir gururdur. Kendisi, bir hükümetin devrilmesine sebep olmak istemedi. Orada Öcalan kalsaydı komplonun gidişi farklı olacaktı. Massimo D'Alema sembol lider olacaktı, Türklerin eline esir düşmeyecekti. Oradaki zaafiyet değil de, Kürtlerin gururundan kaynaklı bir karar aldı. Aynı anda başka bir lidere karşı hassasiyet hissetti. Onun düşüşüne sebep olmak istemedi.

—15 yıl sonra geri dönüp baktığınızda bu komplo ne kadar başarılı oldu? Sizin vicdanınız rahat mı? Rahatım diyebiliyor musunuz?

Kesinlikle rahatım. Ben kitap yazdım, hayatım tehlikeye girdi, işimden oldum. Biri gelip de hata yaptın desin. Hiçbir konuda pişman değilim, vicdanım rahattır. Öcalan’ın gözlerine rahatlıkla bakabilirim.

— Sizce komplo başarılı oldu mu?

Komplonun hedefi Öcalan’ı esir düşürmekse, evet başarılı oldu. Fakat Türkiye’nin politikası Kürt sorunu ve Güney Kürdistan konusunda başkaydı. Güneyde Kürt devleti savaş sebebi diyordu. Türkiye’nin politikası 180 derece dönüş yaptı. Güney Kürdistan ile müttefikler, ortak oldular. Komplonun Kürtlerin çıkarlarını etkilediğini söyleyebiliriz ama 20 Haziran 2013 günü gerillalar tarafından başlatılan Şemdinli’deki atılım ve sonrasında Rojava’da meydana gelen gelişmeler Kürt sorununun gidişini pozitif etkiledi. Komplonun amaçlarından biri olan Türkiye’yi Kürt sorununda etkili aktör yapma planı başarılı olamadı ve dolayısıyla bu yönüyle komplo başarısız oldu.

—Öcalan 15 yıldır dört duvar arasında ama Time dergisi dünyanın en güçlü 100 insanından biri seçti.

Hapiste okuduğu kitaplar, söylediği sözler hepsini tercüme ettim. Kürt sorununun en önemli aktörüdür. Bu herkesin bildiği bir gerçektir.

Öcalan bir esirdir, tutsaktır. Türkiye’nin sorumluluğu vardır. Bir insanı öldüremezsin, beynini yok edemezsin, dilini kesemezsin. Öcalan liderliğini ortaya koydu. Türkiye Öcalan’a “Gel anlaşalım” dedi. Bunlar kolay olmadı, Öcalan dahidir. Örgütlenmede çok çok iyidir.

 

2 comments: