Wednesday, 13 June 2012


Kazım Gündoğan; “Travma yaşamış toplumun acıdan akla geçmesi kolay değil”



Hasan Uşak
“İki Tutam Saç, Dersimin Kayıp Kızları” ciddi zorluklar altında çekilmiş ve Türkiye’nin resmi ideolojisinde ciddi gedikler açmış olan bir belgesel film. Türkiye ve Dersimlileri kendi tarihleri ile yüz yüze getirdiği kadar derin bir vicdan muhasebesinin de yolunu açtı. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın özür dilemesi ve Dersimin bir isyan değil, katliam olmasının anlaşılması ülkenin karanlık noktalarından birine ışık tuttu. 


Filmin yapımcısı Kazım Gündoğan, katliama maruz kalanlar kadar katliama asker olarak katılmış olanlar ve onların yakınlarının yaşadıkları travmaları gözler önüne sermek için filmin ikinci bölümünü yapmak için proje geliştirdi ve bunu kamuoyuna sundu. “Tarihimize sahip çıkalım; bir kayıp da biz bulalım” adı altında geliştirilen proje Londra’da yaşayan Kürt toplumu tarafından maddi ve manevi olarak destek gördü.
Proje hakkındaki sorularımızı yapımcı Kazım Gündoğan’a sorduk.

- Dersim’in Kayıp Kızları filminin ikincisini yapıyoruz. Çalışmalarınız hakkında biraz bilgi verir misiniz? 

Birincisi konuya giriş niteliği taşıyordu.  Birinci bölümde 1937- 38 de askerler tarafından götürülen çocukların bulunması, onların yaşadıklarının kamuoyu tarafından bilinmesi üzerine ve kapalı dersim kutusunun açılması ve içinden birçok şeyin açığa çıkması üzerineydi. İkincisi dersim ve devlet ilişkisi üzerine olacak. Devletin neden böyle bir katliamı gerçekleştirdiği izah edilecek. Yine kayıp çocuklar olacak. O süreçte katliama katılmış asker ve asker çocuklarının yaşadıkları da olacak. Tanıklarla bu olayı detaylı olarak işlemeye çalışacağız.

— Birinci film yeterli sonuç verdi mi?

Bence verdi. Hiç konuşulmayan bir tarihin meşru bir zeminde konuşulmasının tartışılmasının önünü açtı. Amacımız da buydu zaten. 72 yıldır süren suskunluğu kırdı. Yasaklı olan bir tarihin önünü açtı.

—Peki, bunu yapmak riskli değil miydi?

Tabii ki riskliydi. Türkiye gibi bir ülkede demokrasi mücadelesinde insan hakları mücadelesinde birçok riskler var. Demokrasi mücadelesi veren Kürtler, aleviler, sosyalistler birçok bedel ödüyor.  Bedel ödemeyi göze almadan da hiçbir şey açığa çıkmıyor. Benim ve eşim yönetmen Nezahat Gündoğan’ın yaptığı bir çalışma olmakla beraber birçok demokratik kesimin desteğini de alan bir çalışma oldu. Bir anlamda kolektif bir çalışma. Bu destek olmasaydı filmin bu derece başarılı olması da imkânsız olurdu.

—Bu film katı Kemalist kesimde darbeler açtı mı?

Evet, çok ciddi tartışmalar yarattı. Bir ülkenin başbakanı çıkarak Dersimin isyan değil devletin planlı bir katliamı olduğunu açıkladı.  Akademi dünyası bunu bilmiyordu. Resmi devlet tezini savunuyorlardı. Orada ciddi gedikler açıldı. Bu anlamda Toplumun bütününün Dersim meselesini sorgulamasına yol açtı. Bu sadece Dersim meselesi değil, aynı zamanda Kürt meselesi ve alevi meselesinin tartışılmasının da önünü açmıştır.

— Ciddi kırılmalar yarattı…

Evet, birçok siyasetçi, birçok köşe yazarı bunu yeniden yazmaya başladı.  Toplumsal mücadelenin bunda etkisi var. Dersimin resmi tezi yıkıldı. Yeni yazılacak tez de bütün ilerici demokratik güçlerin rol oynaması gerekiyor.

—Devlet arşivleri neden açmıyor?

Sınırlı sayıda devlet arşivleri açıldı. Devlet size hiçbir şey vermiyor. Siz güçlendikçe mücadele ettikçe daha çok kazanım elde edilecektir.

—Türkiye tarihiyle yüzleşmeye hazır mı?

Henüz hazır değil, ama bu konuda ciddi bir baskı var.  Demokratik Kürt hareketinin talepleri, Alevilerin, emekçilerin talepleri bunu zorlayacaktır.

—Aynı soruyu Dersimliler açısından sorayım. Dersimliler kendi tarihleri ile yüzleşmeye hazırlar mı?

Henüz hazır değiller. Onlarda da sorun var. Ama bir sorgulama süreci, yeniden yapılanma mevcut.  Travma yaşamış toplumun acıdan akla geçmesi çok kolay değil. Dersimlilerim CHP ye oy vermesi Stockholm Sendromu, Katiline Aşık Olmak vs gibi kavramlarla açıklanıyor. Ben buna katılmıyorum. 1950 seçimlerinde ‘Yeter söz milletin diyen’ demokrat partiye oy vermişler, CHP ye vermemişlerdir.  Demokrat Parti’nin gerici yüzü ortaya çıkınca yeniden çaresiz bir biçimde CHP’ye oy vermişlerdir.  1970’lerde Türkiye sosyalist hareketi eşitlik özgürlük için Kemalizm’in karşısında yer alarak desteklemişlerdir. 1980’ler sürecinden sonra yeniden kendi kabuğuna çekilmiş, demokratik Kürt hareketini de desteklemiştir. Kılıçdaroğlu’na yönelmelerinin birkaç sebebi vardır.  500 yıllık şeriatçı Osmanlı geleneğine karşı 80 yıllık cumhuriyete sığınma korkusudur. Siyasal sonuç olarak kabul etmek doğru değildir. Ancak sebebini ve toplumu anlamadan suçlamak bence çok doğru değil. Bilimsel ve gerçekçi bulmuyorum.




No comments:

Post a Comment