Thursday, 28 July 2011

Dr.Mohammed Ali; "Politikada Kırmızı Çizgi Olmaz"


Hasan Uşak

Anayasalar ele alındığında Kürtlerin yaşadığı en baskıcı ve otoriter ülke Suriye olarak belirlenirken Türkiye ise ikinci sıradaki yerini alarak üçüncü sırada bulunan İran’ın gerisinde kaldı. Irak ise adı geçen ülkelerden sonra Kürlerin yaşadıkları en baskıcı 4. ülke durumunda.

Bu belirleme kısa bir süre önce doktorasını Exeter üniversitesinde tamamlayan Dr. Mohammed Ali tarafından yazılan tezden alındı. Mohammed Ali Suriye, Türkiye, İran ve Irak’ı siyasal rejimleri bakımından değil Anayasaları ve Ceza Kanunları bakımından ele aldı ve Kürtlere yapılan yasal ayrımcılığı tez konusu olarak bilim dünyasına sundu. Mohammed Ali tez çalışması ile ilgili sorularımızı cevapladı.


— Kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

Güney Kürdistan’ın Hewraman bölgesinde doğdum ve Halapçe’de büyüdüm. Sonra da Süleymaniye’ye göç ettik.  Hewler’deki Selahattin üniversitesine politik bilimler bölümünde 2000 yılında mezun oldum. Sonrasında Britanya’ya geldim. İngilizce kursuna gittim sonra da Hull üniversitesinde mastır yaptım. Exeter üniversitesinde doktora yaptım ve geçen hafta yapılan diploma töreni ile doktora diplomamı aldım.

— Doktoranızı hangi konu üzerine yaptınız?

Kürtlerin yaşadığı ülkeler olan Türkiye, Suriye, Irak ve İran’daki Anayasaları ve caza yasalarını inceledim. Bu ülkelerin yürürlükte olan anayasaları ve ceza kanunlarını karşılaştırmalı olarak ele aldım ve bu 4 ülkenin kanunlar bakımından Kürtlerle ilişkisini ele aldım. Anayasalar ve ceza kanunlarının tamamını ele almadım. Kürtler için düzenlenen kısımlarını inceleme altına aldım.

Ben tez çalışmamda eşit yurttaşlık kavramı üzerinde ağırlıklı olarak durdum. Bu ülkelerin yasalarında eşit yurttaşlık durumunun nasıl düzenlendiği, kanunlar hazırlanırken nasıl bir mantıkla hareket edildiği gibi konular benim için önemli konulardı. Kürtler grup olarak eşit yurttaşlar olabilirler mi, bu mümkün mü gibi konular inceleme altına alındı.

Kürtler bölgede ezilen tek halk değil ezilen haklardan birisidir. Araştırmalarımda bölgedeki etnik grupların baskı altıdan olduklarını gördüm.

— Bölge ülkelerinin anayasalarına göre Kürtlere karşı nasıl bir ayrımcılık uygulanıyor?

Kürtlerin yaşadıkları bu dört ülkeyi anayasaları ve ceza kanunları bakımından ayrımcılıklarını sıralamak gerekirse, Suriye en baskısı, en ayrımcı ülke olarak ilk sırada yer alır. Türkiye ikinci sırada yer alır ve İran tarafından takip edilir. Son sıraya da Irak’ı koyabiliriz.

Bölgedeki anayasaları karşılaştırdığımızda Suriye anayasası en kötü olan durumundadır. Suriye anayasasının tüm maddeleri Arap kimliğini empoze ediyor.  Bilindiği gibi Suriye”de çok sayıda kimliksiz Kürt var. Son dönemlerde kimlik hakkı verildi ama hala uygulamaya konulmadı. Son 80 yıldır bu insanlar diğer Kürtlerden daha ağır ayrımcılığa tabi tutuluyorlar.

Suriye rejimi tabiatı gereği otoritedir ve demokratik yanları hemen hemen yoktur. Düşünme, yazma, örgütlenme ve diğer temel haklardan hiç biri yok. Devlet her şeyi kontrol eden bir konumdadır.

Suriye’deki Kürtler rejimin karakterinden dolayı ikili bası altındadırlar. Totaliter rejim uygulamaları ve Kürtlere karşı ayrımcılık uygulamaları Kürtleri ikili baskı altına alıyor. Hatta buna Alevi azınlık elidinin baskısını eklemek de gerekiyor.

— Türkiye’de durum nasıldır?

Türkiye’nin bazı farklı yanları var. Türkiye’deki Kürt nüfus oranı diğer ülkelerden yüksektir. Türkiye Avrupa ile Asya’da toprağı olan bir ülke. Bu ve diğer bazı farklılıklar devletin doğasını da etkiliyor. Suriye ile karşılaştırdığında daha açık, daha liberaldir. Türkiye Avrupa insan hakları gruplarınca yakından takip ediliyor. Avrupa konseyinin bir parçasıdır ve birçok anlaşmaya imzasını koymuştur. Türkiye rejimi Suriye gibi otoriter değil ve insanlar bir biçimde seslerini duyurabiliyorlar.

Ancak olaya anayasa ve ceza kanunu çerçevesinde bakıldığında birçok tehlikenin varlığı görülebilinir ve Suriye ile aralarında esasa ilişkin çok ciddi farkların olmadığı rahatlıkla görülür. Anayasada Türk kimliği empoze ediliyor ve tekçi bir mantığın üzerine oturuyor.


— Şu anda İran Kürtlere saldırı durumundadır. İran’ın geçmişi ve yasalarını da dikkate alındığında Kürtlere yönelik daha sert baskıları uygulamaya koyabileceğini düşünüyor musunuz? 

İran bazı yönleri ile Suriye, bazı yönleri ile de Türkiye’ye benziyor. İran sistemi tabiatı gereği otoriterdir. Fars halkı da özgür değil ve devlet dışı kurumların fazlaca çalışma şansı yok. İslam rejimi olması da diğerlerinden farklı olarak olumsuz sonuçlara neden oluyor. İran’daki tüm yasalar şeraite göre uyarlanıyor.

İran’da olumlu bir durum var o da toplum kültürlerin yaşanması için açık durumdadır, diğerlerinden fazla rahatsız olmuyorlar. Kürtlerin varlığını kabul ediyorlar ve bazen onlarla gurur duyduklarını bile söylüyorlar ve İranlı toplumun bir parçası olduğunu da ekliyorlar.

İran rejimi Şia ve şeriata dayanır ama Kürtler ise Sünniler. Mezhepsel ve dilsel açıdan bir baskı söz konusudur.

— Durum Irak’ta biraz daha mı farklıydı?

Eski Irak anayasasında Arapların ve Kürtlerin ülkenin asli unsurları olduğu yazılıydı. Buna dayalı olarak Kürtler kültürel çalışmalarını rahatlıkla yapıyorlardı. Ancak sonraları BAAS partisi ülke yönetiminde etkili olunca sistem değiştirildi ve daha otoriter bir yapıya büründü. Arapların birliğini oluşturmak için diğer halklar baskı altına alındı.

2003 yılında Irak’ta iktidar değişti ve ülkede yaşayan tüm etnik ve dini grupların katılımıyla yeni anayasa yazıldı. Ancak anayasanın mantığında pek bir değişiklik olmadı var olan bazı ayrımcılıklar devam etti. Anayasada Irak’ın Arap birliğinin bir parçası olduğu ve Arap ülkesi olduğu yazılıdır.

Kürdistan Bölgesel Yönetimi yarı bağımsız bir yapıdır. 2003 yılından bu yana birçok yasal düzenleme de ABD etkili oldu ve bazı sınırlandırmalar getirildi. Kürdistan hükümeti bazı konularda gelişmeler sağlıyor çünkü Irak hükümeti zayıf durumdadır. Irak’lı politikacıların Güney Kürdistan yönetimine etki etme güçleri şu durumda yoktur.

Irak anayasası ve ceza kanunu öncekilerden daha iyidir ancak hala tatmin edici bir düzeyde de değildir.

— Güney Kürdistan’da federal bir yapı ve kendi yasaları var. Sizin tezinizin konusuna göre ele alırsak durumu nasıl değerlendirmemiz gerekiyor?

Anayasa hala bir taslak düzeyindedir. Muhalefet taslağın yeniden ele alınması gerektiğini söylüyor ve bazı değişiklikler öneriyor. İktidardaki partiler ise bunu kabul etmiyorlar ve anayasa bir türlü tamamlanamıyor. Ceza yasası Irak ceza yasanının bir parçasıdır ve daha gelişkin bir yasa hazırlayamadılar.

— Demokratik Konfederalizm ilan edildi. Sizce bu yeni durum Türkiye Anayasasında nasıl bir formüle kavuşabilir?

Türkiye’de öncelikle Kürt sorunun varlığı itiraf edilmeli ve bunun yasal yollarının aranması gerekiyor. Eğer Türkiye’de Kürtlere resmi bir statü verilmek istenirse yasa koyucular ileri de Kürtlerin ayrılabileceği ihtimalini düşünmemesi lazımdır. Zaten bu mantıkla hareket edildiği için çözüm de çok zorlaşıyor. Basit bir örnek vermek gerekirse, devlet kuruluşları da evlilik gibidir. Sen kimseyi ömür boyu evli kalmaya zorlayamazsın. Eğer birileri boşanmak istiyorlarsa bunu yapabilmelidir. Eğer evlilikte huzur yoksa bunu sürdürmenin anlamı yok.

Böylesi bir yaklaşımın anayasaya yansıması lazımdır. Biz Britanya’da yaşıyoruz. İskoçya, Kuzey İrlanda, İngiltere ve Galler Britanya’nın parçalarıdırlar. Birisi ayrılmak için referandum talebinde bulununca kimse bu “kırmızı çizgidir” demiyor.

Kısa bir süre önce Irak Başbakanı, Irak’ı oluşturan parçalardan birinin bağımsızlık talebi kırmızı çizgidir dedi. Politikada kırmızı çizgi olmaz, dinlerde olur.












No comments:

Post a Comment