Monday, 9 May 2011

Ve Kadın Çantasını Attı

Yüksek topuklarının beton zemin üzerinde çıkardığı sese ritim tutarak “aşk saçlarımla kendimi astığım sehpamdır” dedi Ayten. “Üzülme, giden gitti demek şimdi yavan kalır, seni seviyorum demek varken düşlerimde” diye içinden geçiren Kaya “iyi de sen aşktan hiç vazgeçmedin ki? Senin en çok âşık olduğun şeyin ta kendisi aşk değil mi ki?” dedi isyan kokan tok bir sesle.

“Ben aşk çılgınıyım mı dersin, ha Kaya! Öyleyse neden?” diye sordu Ayten. Üzerine giyindiği dar kot pantolonunu tutan irice kemeri ile ayakkabıları uyum içindeydi. Koluna taktığı çanta ile de tamamen eflatuni bir çiçek gibiydi. Siyah saçları belinden aşağıya sarkıyordu. Kıvır kıvır saçları arasındaki gümüşsü teller kıvrılarak siyah tellerle buluşuyor ve bir olgunluk havası veriyordu.

“Neden aşkı bu denli sevdiğini bilemiyorum. Ama bir aşk kadını olduğunu biliyorum” dedi Kaya, “Çünkü aşk sanki senin için hayatta tutunduğun göbek bağın gibi” diye ekledi. Ayten ince topuklu ayakkabılarına lakayt bir o yana bir bu yana volta atar gibi yürüyordu.

“Aşk kadınıyım demek ki” dedi sessizce ve bal rengi gözlerinde belirli belirsiz bir damla gözyaşı aktı yanağına ve gamzesinde durdu, bir daha hiç akmadı. Orada öylece kaldı. “Yüzünde aynaların ötesinde baktığım insansın desem çiğ kalacak” diye geçirdi içinden Kaya. “İyice saçmalamaya başladım” diye düşünüyordu ki Kaya “Sen hiç âşık oldun mu Kaya” diye sordu Ayten. Kaya’nın gözleri Ayten’in gamzesinde öylece duran o damlaya takıldı. “Benim aşkım şu gamzedeki o parlayan damladır desem ve yudumlayıp içsem, aşk haini olurum” diye geçirdi içinden ve sessizce Ayten’i izledi.

Ayten hiçbir zaman uzun kemerli çanta kullanmazdı, koluna taktığı çanta yüzünde hep sol kolunu dirsekten kırıp hafif dik tutarak yürürdü. Kocaman ve içi dolu çantasını kolunda kuş tüyü taşıyormuş gibi taşırdı. O gün Kaya ile konuşurken birden kolunun ilk defa ağırlaştığını hissetti. Kaya’ya baktı. “Senin adın neden Kaya” diye sordu.

Aşk sorgulamasının karmaşasında Ayten’in sorusuyla şaşkına dönen Kaya “Bu da soru mu şimdi?” diye sordu, sorunun cevabını beklemeden başka düşüncelere dalan Ayten’e.
“Bu da bir soru işte, tıpkı aşk gibi, tıpkı kolumdaki çanta gibi” diye mırıldandı Ayten.

“Aşk, sehpa, İsmim ve Çanta…” diye konuşuyordu ki Kaya, Ayten Kaya’nın konuşmasını yarıda keserek “Aşk, Kaya ve Çanta. Muhteşem bir üçgen oldu” dedi ve adımları gittikçe ağırlaştı. Ayakta duramayacak kadar kendini yorgun hissetti. Ve hayatında ilk kez daracık bir sokakta, Kaya’nın barı önündeki beton zemin üzerine çöküp oturdu.

Kaya’nın şaşırma gününe bir de küçük bir korku eklendi. “Bardan içeri girdimi herkesin dikkatlerini üzerine çeken, tüm erkeklere ‘ben bu kadına ulaşabilir miyim’ sorusu sordurtan bu kadının dizlerindeki gücü kıran neydi? Acaba insanın dizlerindeki gücü kıran kalp kırıklıkları mıydı? İyi de Ayten her zaman aşık olurdu?” diye düşünüyordu ki cesaretini toplayıp “İyi de Aytenciğim senin için aşk hiçbir zaman tek kişilik olmadı ki, şimdi Erdem seni terk etti diye bu kadar kendini harap etmeni anlayamıyorum. Daha önce de böyle şeyler yaşadın ki sen” dedi.

“Erdem beni terk etmedi” diyen Ayten’in sesi enkaz gibiydi. “Nasıl yani” diye sordu Kaya. Dar sokak sessizleşmişti. Bar’a gelip çıkanların sesleri dışından bir şey duyulmuyordu. Ayten beton zemin üzerinde öylece oturuyordu. Bar’ın duvarına yapıştırılmış bir afişte yazılan “Aşk kendimize de yarattığımız bir tanrıdır. İnandığımız kadar yaşarız. Taptığımız kadar acı çekeriz. Aşk bir nebze acı tanrısıdır” sözlerini birkaç kez okudu.

“Ondan büyük ustalar ‘Mutlu aşk” yoktur derler” dedi sessizce ve Kaya’ya dönerek devam etti “Aslında çok aşk yaşamadım. Sadece bir aşk yaşadım. İlk aşkım. Hani ilk aşk unutulmaz derler ya işte onu. İlk aşkım olmak üzere birlikte olduğum tüm erkekler beni terk etti. Ben kendime bir tanrı yaratmıştım. Ve her erkekte o tanrıyı bulmaya çalıştım. Olmadı Kaya. ilk kez ben bir erkeği terk ettim” dedi.

“Yani kendi yarattığın tanrıyı sen kendin terk ettin” dedi Kaya. “Belki de” diyen Ayten oturduğu yerden kalktı. Çantasını eline aldı, önce her zamanki gibi koluna taktı. Birkaç adım yürüdü. Döndü Kaya’ya baktı O’nu her zaman bardan çıkarken izleyen Kaya’nın bakışlarını ilk kez yakaladı. Kolundaki çantaya baktı ve çantasını aldı attı. Çantanın şiddetli yere değmesiyle çantanın içinden, makyaj malzemeleri, parfüm ve küçük bir ayna yokuştan aşağıya doğru hızla kayıp giderken “Kaya öyle güzel bakıyorsun ki, insan bu bakışta ölmek ister. Sakın öyle bakma olur mu” dedi Ayten ve dönüp gitti.

Doğum günün kutlu olsun yazılı paketi sevinçle açan Aşkın “Teşekkür ederim anneciğim bu çok güzel bir hediye” dedi. “Beğenmene sevindim, bu albüm senin doğum günü tarihin. Çünkü sen benim biricik aşkım ve tarihimsin” dedi. Ayten, kızına verdiği albüme baktıktan sonra aile albümünü eline aldı. Tek tek karelerde kendini aradı. Kendini her karede çantasız buldu. “Çanta kullanmayalı tam on iki yıl, beş ay oldu. Biz kadınlar ne çok severiz çantayı. Neden çantaları çok severiz? Artık her kadın kolunda iki çanta neden taşıyor” diye düşünüyordu Ayten, fotoğraf karelerine öyle dalmıştı ki kapı zili ile irkildi “Kızım koş baban geldi” dedi.

Ayten kızının doğum günü için hazırladığı sofraya son kez göz geçirmek için salonla giderken koridorda Kaya ile karşılaştı. “Aytenciğim ben Kaya’yı da davet ettim” dedi Erdem. 

Gülbahar Köker

No comments:

Post a Comment