Tuesday, 29 March 2011

Erkan Oğur; “Bir Gün Kürtçe Türkü Söylemeyi Düşünüyorum”


Hasan Uşak
Halk Müziğinin iki önemli ismi Erkan Oğur ve İsmail Hakkı Demircioğlu geçtiğimiz günlerde Londra’da muhteşem bir konser verdiler. Kendi tarzları, kullandıkları müzik aletleri ve yürekten gelen sesleri ile halk müziğinin klasikleşmesine büyük katıları olan ikili ile kısa bir söyleşi yaptık. Erkan Oğur’a ilk sorum Kürtlerin beklentisi olan Kürtçe söyleyip söylemeyeceğine dair oldu. Halk müziğinin durumu ve ikilinin ortak noktaları gibi merak edilen konuları konuştuk. Kürtçe söylemek istediğini belirten Oğur, halk müziğinin tüm zamanlarda geçerli olduğunu söyledi.


— Kürtçe türkü söylemeyi düşündünüz mü ya da sentez yapmak gibi bir çalışmanız var mı?

E.O;  Çok isterdim dilim dönsün. Hem o müziğe (Kürt müziği) hem o dile (Kürtçe)  meraklıyım. Farklı dillere de meraklıyım. Bir gün Kürtçe bir türkü söylemeyi düşünüyorum. Bir türkü İngilizce nasıl söylenirse benim Kürtçe söylemem de öyle olur. İyi söyleyemem diye çekincelerim var. Doğal olmaz diye korkarım. Kürtçe öğrenmek için kitaplar, sözlükler de aldım ve biraz çalıştım. Mikail Aslan ile bir projemiz olacak. Umarım bana dil konusunda yardımcı olur. O da Zazaca söylüyor. Kürtçeyle doğal bir yakınlık var. Bunun müzikten dolayı mı bölgeden dolayı mı olduğunu bilmiyorum ama yakınlık duyuyorum.

— Siz kendi tarzınızı nereye oturtuyorsunuz?

E.O; Ben bir yere oturtmuyorum ne ise o dur. Kendisi gibidir. Belki insanlar farklı görüyor olabilirler ama ben müziğe kıymet verdiğim için daha ince davranıyorum. Edebiyata ve işin estetiğine değer verdiğimden dolayı insanlar tarzımı farklı görmüş olabilirler. Müziği sevdiğim ve içimden geldiği gibi söylediğim için yani türkü söylerken kendimizi pek zorlamıyoruz ve bu nedenle etkili oluyor. Becerebildiğimiz kadar icra ediyoruz. Tabiatına uygun dürüstçe müzik yapıyoruz.

— Birkaç tane enstrüman kullanmak halk müziğinin doğallığını zedeliyor mu?

E.O; Bu ince bir konudur. Çok iyi tasarlanır ve çok kendinden emin düzenlenirse iyi sonuçlar ortaya çıkabilir. Mesela bazı müzikler duyuyorum ve içinde olması gereken ana temayı kaldırmışlar ve bana başka bir müzik gibi geliyor. Ben eserlerin özüne bağlı kalınmasından yanayım, ne şekilde oluşturulmuşsa o şekilde de ifade etmek gerekiyor. Bazı insanlar çok önce yapılmış parçalarda güzellikler seziyorlar ve şöyle olsa böyle olsa daha iyi olur diye düşünüyorlar ama hissettiklerini gerçekleştiremiyorlar ya da belli ölçülerde gerçekleştiriyorlar. Mesela Emrah’ın bir türküsü var “Bugün ben bir güzel gördüm” diye, o bana senfonik gibi geliyor ama yapmaya cüret edemedim. Yapan cesur arkadaşları kutluyorum.

— Toplumun tüm kesimleri demin söylediğiniz gibi yalın hali ile dinlemeyi tercih ediyorlar mı?

E.O; Bizim Anadolu’da verdiğimiz konserlerden edindiğimiz tecrübe, 5–6 yaşındaki çocuktan dedelere kadar olan insan gruplarında dinleniyor. Özellikle gençler daha ağırlıklı dinliyor.  Halk müziği aslında klasiktir yani tüm zamanlar için geçerlidir. Dolayısıyla Barıdaki tüm zamanlar için geçerli olan müziklerle eşdeğerdir.

— Peki, İsmail Hakkı Demircioğlu ve Erkan Oğur’u birleştiren nedenler nelerdir?

I.H. D; Biz okulda tanıştık ama çok sonra birlikte çalışmaya başladık. Hayata bakışımız, kişiliklerimiz, türkülerle ilişkimiz, türkülere yaklaşma biçimimiz bizi bir araya getiriyor.

— Sizin tarzınız alışıla gelen Karadenizli sanatçılardan farklı mı?

 I.H.D; Ben 20 yaşına kadar Rize’de büyüdüm. Bugün ortalıkta Karadenizli diye izlediğimiz birçok şeyin ben hiç birini hatırlamıyorum. Karadenizli insanın daha hareketli olduğu doğru müzikleri coşkun ama sanki bütün Karadenizliler öyleymiş gibi bir kanı var. Amcam türkü söylerdi, babam kemençe çalarmış, köyümüzde tulum çalanlar vardı. Onların yaptıkları ile günümüzde Karadeniz adına yapılan müziklerin hiç alakası yoktur.

E.O; Türkiye’de TRT radyosu kurulduktan sonra Türkiye’nin sanat politikası belirlendiğinde Karadeniz “bizi eğlendirsin”, Ege “bizi dans ettirsin”, Orta Anadolu “kostak müzik yapsın”, Doğu Anadolu “bizi ağlatsın” bizi bir yaklaşım oluşturuldu. Karadeniz de nasibini bu şekilde aldı.

I.H.D; Son yıllarda bazı arkadaşlar daha güzel çalışmalar da yaptılar, oraya bakarak da sorunun cevabını alabiliriz. Mesela Birol’un söyledikleri var. 

E.O; Müzik için pazar oluşunca durumlar değişiyor.

— Türkiye’de halk müziğinin durumu nedir?

I.H.D; Son yıllarda Türkiye’de çok iyi icracılar çıktı. Müzik konusunda araştırma yapan insanlar çoğaldı. Tabi zamanlar her şey değişiyor, yaşam biçimleri değişiyor. Türkiye’nin 50 yıl önceki yaşam biçimi yok. Batı’dan çok etkileniyorlar. Yeni kuşak halk müziğini de kendine özgü olarak sunuyor. Ben halk müziğinin biraz bozulduğunu düşünüyorum. Tabi şartlar değişince insanlar da başka şekilde büyüyorlar ve bu da kaçınılmaz oluyor.

— Halk müziğinin kendisini güncellemesi gerekmiyor mu?

I.H.D; Nasıl güncelleyebilir? O zaman biçim değiştirmesi lazım. Başka türlü bir müzik belki ortaya çıkar. Şehirli, sanayi toplumunun müziği gibi bir şey olabilir ki, o da geçmişteki halk müziğine benzemez diye düşünüyorum.

E.O; Çok özet bir söylem ile ifade edersek, halk neyse müziği de odur.  Halk başka bir şekilde yaşıyorsa müziği de başka bir şekilde olur. 






No comments:

Post a Comment