Saturday, 9 October 2010

Tutu’nun mektubu korkuttu




Hasan Uşak


Rahip Matthew Esau, Desmond Tutu’nun mektubunun ulaştırılamamasının kendilerinde hayal kırıklığına neden olduğunu ve daha önce hiçbir yerde elçiliğin bir mektubu reddettiğini görmediğini anlattı. Nobel Barış Ödülü sahibi Desmond Tutu’nun Türk Başbakanı Recep T. Erdoğan’a yazdığı ve Kürt sorununun çözümüne ilişkin görüşlerin yer aldığı mektubu Londra Büyükelçiliği’ne vermek üzere Londra’ya gelen Güney Afrika Kürt İnsan Hakları Eylem Grubu Başkan Yardımcısı Rahip Matthew Esau ile mektubun neden kabul edilmediği, Kürt sorunu, Öcalan ile Mandela arasındaki benzerlikleri konuştuk.

Sayın Tutu’nun Erdoğan’a yazdığı mektubu vermek için Türk Büyükelçiliği’ne gittiniz ama mektup kabul edilmedi. Nasıl oldu?Güney Afrika Kürt İnsan Hakları Eylem Grubu adına Desmond Tutu tarafından Türkiye Başbakanı Erdoğan’a yazdığı mektubu Türkiye Büyükelçiliği’ne vermek için Londra’ya geldim. Mektubu posta ile göndermek yerine elçilik yolu ile göndermenin daha doğru olacağını düşündük. Bu nedenle elçilik yetkilileri ile görüştük ve mektubu kendilerine teslim edeceğimizi söyledik. On gün önce konu ile ilgili olarak Türkiye yetkilileri ile görüştüm. Mektubu teslim edeceğimiz ve bu konuda kabul ya da ret edeceklerini bilmek istedim ama cevap alamadım. Sonra Londra’da faaliyet yürüten ‘Kürdistan’a Barış Kampanyası’nda görevli arkadaşlar Londra’ya yeni atanan büyükelçinin sekreteri ile görüştüler ve mektubu kabul edeceklerini söylediler. Sekreter ayrıca beni de telefon ile aradı ve mektupla ilgili bilgi almak istedi; sonra yeniden aradı ve başka bir saatte mektubun alınabileceğini söyledi. Ancak daha sonra aradı ve mektubu elden alamayacaklarını ve postalanmasını istedi. Sonra ben mektubu teslim etmek için geldim. Elçilik önünde Ken Levingstone, Jeremy Corben, Siobhain McDonagh, Frances Webber ve bir grup arkadaş ile görüştüm. Ken Levingstone bana polisin merdivenlere bile ayak basmaya izin vermediğini söyledi. Mektubu kapının altından bırakabilir miyiz? diye sorduk, görevli polis mektubu hiçbir şekilde almamak için sıkı talimat aldığını söyledi.

Bu durum sizde nasıl bir etki yarattı?Desmond Tutu’nun mektubunun ulaştırılamaması bizde hayal kırıklığına neden oldu. Daha önce hiçbir yerde bir elçiliğin bir mektubu reddettiğini görmedim ve duymadım.

Neden Londrayı seçtiniz?Cardiff Üniversitesi’nde bazı çalışmalarım vardı ve buraya gelecektim. Ayrıca mektubu Cape Town elçiliğine vermektense Londra Elçiliği’nin daha iyi olacağını düşündük.

Neden?Çünkü bizler Cape Town’da Kürt sorununun barışçıl çözümü için mücadele ediyoruz ve oradaki elçiliğe gitmek istemedik. Biz sorunun çözülmesi için iki tarafın karşılıklı müzakereler yapması gerektiğini düşünüyoruz. Biz grup olarak iki tarafın daha sağlıklı görüşmeler yapmasına katkı sağlayacağımıza inanıyoruz.

Siz ırkçı Arpartheid rejimine karşı mücadele ettiniz. Dönemin Güney Afrika rejimi ile Türk rejimi arasında ne tür benzerlikler ve farklar vardır?Epey benzerlikler var. Türkiye katı bir inkar politikası uyguladı. Kürtlerin kültürleri, dilleri, tarihleri vardı ve büyük ihtimalle en eski uygarlıklardan birinin sahibiler. Güney Afrika çok yapılı bir ülkedir ve temel sorun ayrıcalıklı beyaz rejim ile ayrımcılığa maruz bırakılan siyahların varlığıydı. Siyah toplumların kendi kültürlerini yaşatmaları zordu ve yasaklı olduğu dönemler de vardı. Kürt halkının yaşadıkları gibi. Bana göre bu bizimle Kürt halkı arasındaki çok önemli bir benzerliktir. Diğer bir benzerlik ise Afrika Ulusal Kongresi (ANC) ırkçı rejimin silahlı güçlerine karşı mücadele etti, yer yer iç savaş da yaşandı. Bu mücadele de gençler özellikle hedef alındılar. Benzer olarak binlerce Kürt çocuğu tutuklandı. Türkiye’nin bunu yaparken uyguladığı yöntem ile Arpartheid rejiminin uyguladığı çok benzerdir.

Birçok kişi “Dün Mandela, bugün Öcalan” diyor. Sizce Öcalan Kürt Mandela mıdır?Sadece bir tane Mandela vardır, o da Güney Afrikada’dır. Mandela ile Sayın Öcalan arasında benzerlikler vardır. Öcalan uzun bir süredir İmralı adasında tutuluyor, Mandela’da bir süre bir adada tutuldu. Öcalan İmralı adasında çok önemli kitaplar yazdı, Mandela da cezaevinde çok yazılar yazdı. Mandela’nın yaptığı gibi Öcalan da barışın yol haritasını çıkardı. Öcalan barış gruplarının Türkiye’ye gitmesini önerdi ve gruplar gittiler, Mandela dönemin yetkilileri ile görüşmelere başladığında sürgünde olan siyasetçilerin ülkeye dönmesi ve cezaevlerindekilerin serbest bırakılmasını istedi.

Öcalan, Türkiye ve Kürt halkı için vazgeçilmezdir. Türkiye’de barışın sağlanması için Kürtlerin tüm hakları tanınmalı ve Öcalan serbest bırakılmalıdır. Politik tutuklular serbest bırakılmalılar. Kürt halkı parlamento da gerekli temsil hakkına sahip olmalıdır. Bunlar genel atmosferin değiştirilmesi için çok önemlidirler.

Mandela terörist olarak kabul ediliyordu ama bir süre sonra Mandela’nın heykeli İngiltere Parlamentosu’nun önüne dikildi. Türkiye’de de benzer bir durumun olabileceğini düşünüyor musunuz?Öyle olmasını umarım. Türk devletinin çok güçlü ve önemli olduğunu unutmamalıyız. Ortadoğu ve Avrupa için önemli bir devlettir ve ABD ile özel ilişkileri var. Bu nedenle dünyayı etkileme güçleri var. Türkiye PKK’yi terörist ilan etti ve hiçbir şekilde kabul etmiyor. Aynı durum Güney Afrika’da da oldu. Aralarında İngiltere’nin de olduğu birçok ülke ANC’yi kabul etmedi. ANC özgürlük için mücadele etme kararı aldı. Türkiye de aynı şeyi yaptı ve PKK çeşitli yöntemlerle mücadele etmek zorunda kaldı.

Öcalan’ın çözüm için görüşleri çok nettir ama hala silahlı çatışmalar yaşanmak zorunda kalınıyor. Yurtdışında çok sayıda Kürt yaşıyor ve her ülkede Kürtler var.

15- 20 yıl önce Mandela’nın ‘terörist’ olduğu ve ANC’nin de ‘terörist bir örgüt’ olduğu söylenirdi. Ve bizler özgürlük için mücadele ettik ve şimdi Mandela’yı tüm dünya tanır. Aynı durum Türkiye’de de yaşanacaktır. Çünkü dünyadaki tüm benzer durumlarda sonuç böyle olmuştur. Bir gün tüm dünya Kürtlerin terörist olmadığı barış ve özgürlük istediğini anlayacaktır.

No comments:

Post a Comment