Tuesday, 15 June 2010

Nurhaklardan Alplere Bir Efsane



Hasan Usak

Hayatını gerilla hareketlerine yardım ederek ve mesleği arıcılık ile geçiren 63 yaşındaki İbrahim Gezer ile İsviçre Alplerinin zirvelerinde görüştük. 20 yaşından arıcılık yapmaya başlayan İbrahim Gezer 1970’li yılların ilk yarısında Sinan Cemgil ve arkadaşları ile Nurhak’larda dolaştı. 1989 yılında hayatına giren Kürt gerillaları ile kader ortaklığı yaşadı ve Kürt Özgürlük davasının bir neferi oldu. Bir çok Kürt gibi Kürdistan’dan ayrılmak zorunda kalan Gezer, 10 yıldır İsviçre’de sürgün yaşıyor. Nurhaklardan başlayıp Alplere uzanan öyküsünü Kandil’e kadar uzatmak isteyen Gezer ile konuştuk.

Elbistan Nurhaklardan sizi buraya İsviçre Alplerine getiren neydi?


Eskiden bizim dağlarımızda Türk solu vardı ve ben onlara yardım ederdim. Daha sonra PKK gerillaları geldi ve onlarla tanıştım. Birçok Kürt insanında olduğu gibi bende onlara sempati duydum. Ben Kürt gerillalarına elimden gelen her türlü yardımı yaptım. Bu nedenle de devletin hakaret ve zulmü ile yüz yüze kaldım. İsviçre’ye kadar sürgün gelmek zorunda kaldım.

Nasıl zulümler gördünüz?

Benim bir kızım gerillada şehit oldu. Bir oğlum gerilladadır. Beni gözaltına aldılar ve ajanlık dayatmasında bulundular ve bunu kabul etmemem durumunda da ölümle tehdit ettiler. Sonra beni bıraktılar ve takip etmeye başladılar. 1993 yılında Mehmet Vural adında biri gerilla birliğinden kaçtı ve itirafçı oldu. Benim gerillaya yardım ettiğim üzerine ifade verdi.

Sonra..?

Taş üzerinde taş bırakmadılar. Her şeyimizi yerle bir ettiler. Ben artık kendi evime ve köyüme gidemez oldum. Her yerde aranıyordum. Bu durumda Elbistan yöresinde kalamazdım ve Antakya tarafına gittim. Orada yaşayan Ermeni ve Hıristiyan halkın arasında kaldım. Bunlardan bazılarını tanıyordum. Kışları Antakya’da geçiriyordum yazları da Elbistan yöresinde gizli kalıyordum. Geceleri gerillaların yanında kalıyordum. Bazen Malatya yöresine gidiyordum.

Bu arada arılarım da vardı. Her şeye rağmen işimi de sürdürüyordum. Sürekli arılarla gezdim, çünkü arılar çok iyi bir gizlenme yöntemiydi. Mesela ilk gittiğin bir bölgede muhtardan izin alıyorsun oradan da ilçe tarıma gönderiyorlar ve onlardan da onay aldıktan sonra kaymakamlığa gitmek gerekiyor. Kaymakam onayından sonra da askeri merkeze gönderiyorlar. En son da yerleşmeyi düşündüğün yerin en yakın karakoluna gönderiliyordum. Oradan da onay aldıktan sonra çok sağlam bir pozisyon kazanmış oluyorsun. Ben şehirlere inince bal müşterisi arayacağımı söylüyordum. Dağlara çıkınca da yol kontrollerinde bir arı yeri bakmaya gittiğimi söylüyordum. Böyle olunca da kimse bana karışmıyordu.

Aranan biri için bu kadar yasal işlem zor değil miydi?

Ben sahte bir kimlik kullanıyordum. Bu nedenle tüm işlemlerimi rahatlıkla yapıyordum.

Peki neden İsviçre’ye gelmeyi tercih ettiniz?

Bizim bölgemizde Sarı İbrahim adında gerilla komutanı vardı. Bir gün beni Avrupa’ya göndermek istediklerini söyledi. Normalde kimseyi göndermiyorlardı ama benim yaşlı ve hasta olduğum gerekçesi ile göndermek istemişlerdi. Ben “Bu topraklarda doğdum bu topraklarda da öleceğim” dedim ve oradan ayrılmadım. Ancak 1999 yılında gerillalar sınırların dışına çıkınca ben kendimi sudan çıkmış balık gibi hissettim. Böyle olunca da ülkemden ayrılmak zorunda kaldım. Benim çocuklarımda İsviçre’deydi, onun için buraya geldim.

Anladığım kadarıyla yaşamınız ile mesleğiniz olan arıcılığı bir birinden ayırmak zordur. Ne zaman arıcılık yapmaya başladınız?

Memleketteyken 20 yıl boyunca arıcılığı meslek olarak yaptım. Buraya geldiğimde de mesleğim yine beni bırakmadı. Çünkü meslek insanların bir parçası durumuna geliyor. Arıcılık bizim aile kültürümüzdür. Buraya geldiğimde önceleri nasıl bu iş yapılır nerelerde yapılır konularını bilmiyordum. Benim İsviçreli bir arkadaşım var o beni arıcıların yanına götürüp gezdiriyordu. Ben dil de bilmiyordum ama anlaşabiliyorduk. Daha sonraki zamanda bir arıcı arılarını sattı ve ben on tane arı satın aldım. Bunun üzerinde buradaki arıcılarla ilişki kurdum. İki tane arıcı arkadaşım var. Onlar bana Alp dağlarında yer ayarlıyorlar ve bende yerleşiyorum.

Nurhaklardaki arıcılık ile Alplerdeki arıcılık arasında nasıl bir benzerlik vardır?

Kürdistan’ın her şeyi farklıdır. Alp dağları yüksektir, çiçekleri boldur ama Kürdistan’da yapılan bal başkadır. Bölgeler arasındaki hava farkı bile balın tadına etkide bulunur. Nurhaklardaki hava ile çiçekler farklıdır ve daha fazla nektarlıdırlar. Buradakiler o kadar değildir. Mesela Nurhaklarda kekik vardır ve arılar oradan çok bal topluyorlar ama burada o kadar toplayamıyorlar. Buradaki kekiklerin kokusu bile gelmiyor.

Önce Nurhaklar sonra da Alplerdesin ?

Biz Kürtlerin özlemi hep dağlardır. Tarih boyunca Kürtler her sıkıştıklarında kurtuluşu, umudu dağlarda aramışlar. Dağlara yönelmek bizlerde bir kültür halini almıştır.

Nurhak Dağlarında Sinan Cemgil’ler yaşadı, ertesinde Kürt gerillaları yaşadı ve bir manevi anlamı da vardır değil mi?

Tabi ki büyük manevi değeri vardır. Nurhaklara yakılmış türküler de vardır; Nurhak Dağı el veriyor/Döndüm baktım sol yanıma Sinan yoldaş can veriyor. Daha sonra Xorto (Halil Şahin) “Nurhak sana güneş doğuyor” diye bir türkü sözü yazdı.

Sinan Cemgil ve grubuyla hiç görüştün mü?

O zamanlar bazı gruplar ile görüştüm ve yardım ettim ama bunlardan hangisinin Sinan Cemgil olduğunu bilmiyorum. Belki görmüşümdür ama isimlerini bilmiyordum. O zamanlar her şeyimizi onların payını ayırıyorduk. Mesela tarladan salatalık topladığımızda birazını onların payı diye ayırıyorduk. Bölgemizde hala sığınakları vardır ben daha sonra bu sığınakları Kürt gerillalara da gösterdim ve onlarda kullandılar. Tabi gerillalarla görüşmek ve onlara bir şeyler vermek bende tarif edilmez duygular yaratıyordu. Bir zafer duygusu gibi. O dağlarda bal toplamak da büyük bir başarıdır benim için. Bunu ihtiyacı olanlara veriyordum, gerillalara veriyordum. Bir katkım olunca çok seviniyordum.

Tanıştığın gerillalar arasında seni en fazla kim etkiledi?

Bizim bölgede Güney Kürdistan’lı Zozan vardı. Bir gün bize geldi ve saçlarını makasla çok kısa kesmişti, hani biz keçileri keseriz ya öyle kesmişti. Elbiseleri uzun bir süre yıkanmamıştı, ayaklarındaki mekap kurumuştu. Boyu da çok kısaydı. Ben öyle bir baktım. Adeta kaya şeklini almıştı bir heykel gibi olmuştu. Kendi kendime dedim ki “bu ne bilir ne anlar bu işlerde ve bir soru sorsam ne olur” dedim. “Heval amacınız nedir, ne yapmak istiyorsunuz” diye sordum. Konuşmaya başladığında ayaklarım yere yapıştı ve dedi ki, “Bizim amacımız düşmanın ayakları altıda kalan anaları kurtarmaktır” Ben bunu hiç unutamıyorum.

Eğer imkanım olursa Güney Kürdistan’a gitmeyi düşünüyorum. Medya Savunma Bölgeleri’ne gidip oradaki halkla tanışmak ve orada arıcılık yapmak istiyorum. Yıllardan bu yana edindiğim deneyimleri oradaki halk ile paylaşmak istiyorum.

No comments:

Post a Comment