Tuesday, 19 October 2010

Kabul edilemez deliller: Türkiye ve KCK yargılaması


Jeremy Corbyn
Çeviri; Hasan Uşak

Bölgede yaşayan nüfusun büyük çoğunluğu Kürt’dür, ancak dilleri olan Kürtçe henüz bir resmi belgede yer almıyor ve kısa bir süre önceye kadar sokaklarda bile Kürtçe konuşmak zordu.
Read more

Bölge son 25 yıldır çok şiddetli çatışmalara sahne oldu ve devlet ile PKK arasında yaşanan çatışmalarda binlerce insan hayatını kaybetti. Bu zorlu sürecin sonrasında ise Kürt sorununa bir çözüm bulmak için çabalar da ortaya çıktı.

Kürt halkı 1919 yılında yapılan Versay Antlaşması ile uluslar arası güçlerce resmen tanındı ancak bu tanınma 1922 yılında belirlenen İran, Irak, Suriye ve Türkiye sınırları ile son buldu. Kürt hareketi bu dört ülkede dil ve kültürlerinin tanınması için ısrarlı bir mücadelenin sahibi oldu.

Türkiye’de etkili olan Kemalist gelenek yıllarca tek dil, tek kültür konularında ısrar ederek Kürtlere karşı ayrımcılık yaptı ve bu politikalar sürekli sorunlar doğurdular ve Kürtlerin çok derin öfkelerine neden oldu.

Birçok Kürt Türkiye’den kaçtı, bazıları Türkiye’nin batı illerine göç etti ve bazı Kürtlerde savaşmaktan başka alternatiflerinin kalmadığını hissettiler.
1984 yılında PKK silahlı mücadeleyi başlattı ve bu yaklaşık 30 yıldır devam ediyor.
Kürtler her zaman siyasi bir çözüm aradılar ve sürekli tanınma ve Türkiye sınırları dahilinde otonomi talebinde bulundular.
2009 yılında yapılan seçimlerde Kürtler siyasi partilerine muazzam destek verdi. Diyarbakır dahil olmak üzere çok sayıda belediyeyi kazandılar ve Parlamento’da da temsil hakkı elde ettiler.
Geçtiğimiz yıl BDP’ye karşı sistemli saldırılar yapıldı ve yaklaşık bin beş yüz üyesi kovuşturma altına alındı.
Aralarında Osman Baydemir’inde olduğu çok kişi resmi yayınlarda Kürtçe kullanıldığı için soruşturmaya uğradılar ve Kürtçe yazılı belgeler toplandı.
Geçtiğimiz hafta 151 Kürt siyasetçisi için açılan dava görülmeye başlandı. Bu davanın görülmesi için eski mahkeme binasına bir ek yapılarak dev bir salon oluşturuldu.
Türk yetkilileri dava için bin beş yüz polis görevlendirdi. Gazeteciler, avukatlar, sanıklar ve aileleri bir birinden ayırmak için özel çaba sarf edildi.
Ben ve diğer gözlemci Millevekili Hywel Williams’ın davayı izlemek için gözlemci olarak yazılması bile bir buçuk saat sürdü.

Mahkeme salonunda tuhaf bir gösteri vardı. Salon bir uçak hangarı büyüklüğündeydi. Sanıklar salonun orta yerinde kendileri için ayrılmış bölüme alındılar ve etrafları askerlerce çevrildi. 250 kadar avukat da kendi yerlerine oturdular ve arkada da yüz kadar sanık aileler ve yabancı gözlemciler oturdular. 3 hakim ön kısımda yüksek bir kürsüde yerini aldı.
151 sanık için 7,500 sayfalık iddianame hazırlanmıştı.
Hakim sanıkların kimlik tespitlerini yaptı ve tüm sanıklar kimliklerini Kürtçe olarak beyan ettiler sonrada avukatlar kimlik beyanında bulundular. Ardından avukatlar müvekkillerinin Kürtçe konuşmak istediklerini belirttiler.

Bu işlemlerin yapıldığı esnada düzenli olarak yaklaşık 20 dakika aralıklarla bir grup asker geldi ve sanıklar, avukatlar ve hakimlerin bulundukları alanların aralarında tur atarak geri gittiler ve bazen de nöbet değişimi için aynı yürüyüşü yaptılar.

Duruşmanın ilk gününde bazı sanıklar savcının iddianameyi dayandırdığı delillerin kulaktan dolma olduğunu ve bütün yapılanların Kürt halkına karşı bir gösteri olduğunu söylediler.

Savcılık sanıklara karşı Türkiye’nin birliğini zayıflatmak ve PKK ile bağlantıları olduğu iddiasında bulundu. İddialar ise telefon konuşmalarına ve duyumlara dayandırıldı.
Mahkemenin atmosferi gergindi ve tutuklu yakınları sevdiklerini görmek için atmosfere rağmen sabırla salonda durdular. Savaş uçakları zaman zaman mahkeme salonu üzerinden alçak uçuşlar yaptılar.

Yargılanan BDP’liler dışında bin kişiden fazla BDP üyesi cezaevlerinde haklarında yazılacak iddianameyi ve yargılanmayı bekliyorlar.
Kürt kimliğinin tanınması için binlerce insan hayatını kaybetti. Dünyada çok sayıda sorun var ancak bunlar siyasi çözüm ve diyaloglarla çözülebiliyor.
PKK lideri Abdullah Öcalan’ı Marmara denizindeki bir adaya hapsetmek, legal bir parti olan BDP yöneticilerini hapse atmak barış ve adalet getirmez. Bu, genç ve öfkeli Kürtlere tüm politik yolları kapatır.

No comments:

Post a Comment