Thursday, 22 July 2010

Enfal’in Mezarlığı Bile Yok




Hasan Uşak

1987-88 yılları arasında Güney Kürdistan’da gerçekleştirilen Enfal katliamını yaşamış kadınlar üzerine doktora çalışması yapan araştırmacı ve aynı zamanda şair Dr. Choman Hardi, bilimsel çalışmaları sonrasında ulaştığı bilgileri bizimle paylaştı. Araştırmacı kimliği kadar şair kimliği ile de tanınan Dr. Hardi’nin iki şiiri Britanya’daki tüm orta okulların ders kitaplarına yer alıyor. Hardi, çalışmaları kapsamında çok sayıda Enfal kurbanı ile görüştü ve çalışmalarının sonuçlarını yakında piyasaya çıkacak olan “Gender and Genocide (Cinsiyet ve Jenosit)” adlı kitabında topladı.

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?Ben sürgün bir Kürt kadınıyım. Benim tüm hayatım sürgünde geçti. 1974 yılında Süleymaniye’de doğdum ve bir kaç ay sonra ailem İran’a göç etmek zorunda kaldı. 5 yıl İran’da kaldım ve sonra yeniden Güney Kürdistan’a döndüm. Saddam Hüseyin’in Kürtler’e karşı kimyasal silah kullandığı yıl olan 1988’de 14 yaşındaydım ve bir kez daha İran’a gitmek zorunda kaldım. 1991 yılında İstanbul’da kaldım. 1993 yılında da Britanya’ya geldim. Burada kaldığım süre içinde iki yıl eğitim ve araştırmalarım için İsveç’te kaldım. Yaklaşık iki yıl kadar da araştırma çalışmalarım için Paris’te kaldım.

Hayatım çeşitli yerlerde geçti, benim için mekan her zaman değişti ama üretken olmayı her zaman esas aldım ve bunu her yerde yapmaya çalıştım.

Kürdistan’da hayat çok zordu ve bizler sürekli baskılardan, operasyonlardan kaçmak zorunda kalıyorduk. Britanya’ya geldiğimde 8-9 yıl kadar Kürt değerlerinden uzak durmak ve daha çok İngiliz kültürü ile yaşamak istedim. Ancak bir süre sonra yeniden Kürt değerlerine yakın olmak istedim ve onları yaşamak istedim.

Neden?Britanya’da göçmen bir kadındım ve çok sayıda benim gibi kadın vardı. Bunların önemli bir kısmı eşlerinin yanında buralara kadar gelmişlerdi ve bazıları da sonra bin bir zorlukla buraya kadar ulaşmışlardı. Bu konuyu ele almak istedim ve araştırmalar yapmak istedim. İlticacı Kürt kadınları konulu doktora çalışması yaptım. Kendimle diğer kişiler arasında çok fark gördüm. Kadınların ne yaşadıklarını anlamak istedim. Bazıları istediği özgürlüğü ve hakları elde edebiliyordu ama bazıları ise ‘namus’ adına burada öldürüldü. Kürdistan’da herkes için standart bir yaşam var. Okula gidilir, evlenilir, çocuk sahibi olunur gibi. Avrupa’da daha fazla hak ve imkan var. Bu imkanlardan yararlanmak isteyen kadınlar kendi toplumları ile sorunlar yaşamaya başlıyorlar. Kadınların bu imkanlardan ne kadar yararlandıkları ve bundan nasıl faydalar ve zararlar gödüklerini anlamak istedim. Kürt kadınları ile görüşmeye başladım ve konuyu incelemek için harekete geçtim.

Enfal konusunda da araştırmalar yaptınız mı?Enfal olduğu zaman ben Kürdistan’daydım. Şehirde yaşadığımdan dolayı çok fazla etkilenmedim. İran’dayken de Enfal ile ilgili çok hikayeler dinledim. Bu hikayeleri Britanya’ya göç etmiş kadınların hikayeleri ile bir araya getirdiğimde şiddetin toplum yaşamı ve kişiler üzerindeki etkilerini incelemek gerektiğine inandım. Kürdistan’ın diğer parçalarında da bulundum ve Kürtlerin sosyal yapısı konusunda farklılıklar da olduğunu gördüm.

Kürtler arasında nasıl farklar var?Ben Doğu Kürdistan’da kaldım, Küzey Kürdistan’da da kaldım. ‘Namus’ cinayetleri daha çok Güney Kürdistan’lı Kürtlerde var. Irak hükümeti ve politikalarının bunda büyük etkisi var. Kürtler hep şiddetle yüz yüze kaldılar ve bazende şiddet uyguladılar.

Araştırmalarınız böyle bir düşünceden sonra mı başladı?Bir Kürt televizyonunda izlediğim Enfal programının da büyük etkisi oldu. Ve bir kurumdan fon alarak araştırmaya başladım. Önce kendime sorular sordum , ‘Ben kimim ve ben neler yaptım’ gibi. Diğer yandan şiirler yazdım. Bunların hepsi bir biri ile ilgilidir. Babam Soranice yazan ünlü bir (Ahmed Hardi) şairdi. Her zaman evimizde şiir vardı. İran’da kaldığım zamanlarda Fars şiirlerini okumaya başladım. Şiir yazmaya da buraya geldikten sonra başladım.

Enfal araştırmaları sizi zorladı mı?Enfal üzerine çalışmak benim için çok zor oldu. Psikolojik açıdan da beni çok zorladı. Çoğu kadın olmak üzere çok sayıda Enfal kurbanı ile görüştüm ve onların hayatlarının nasıl harap edildiğini, nasıl hayal kırıklığı yaşadıklarını dinledim.

Kadınlar çok daha etkilendi... Enfal’da daha çok erkekler öldü. Kadınlar ise çok sayıda çocukları ile kendi başlarına kaldılar ve bu kadınların hepsi de eğitimsizdi. Kadınlar köylerini terk etmek zorunda kaldılar ve şehirlere geldiler. Bu kadınlar kendi başlarına hayatlarını kazanmak zorundaydılar ve çocuklarına da bakmakla mükelleftiler. Eşi olmayan kadınlara Kürdistan’da başka gözlerle bakılır, hem korumasızdılar hem de erkekler için kolay birer hedef durumundaydılar. Bence kadınlar diğerlerinden daha çok acı çekti.

Çocukların durumu?Çocukların çoğu Saddam rejiminin kamp adını verdiği cezaevlerindeydiler. Kadınlar ve çocuklar Arabistan sınırında kurulan bu cezaevlerinde tutuldular ve orada aç kaldılar, salgın hastalıklar türedi, çok sayıda çocuk hayatını kaybetti. Bir kampta kadınların anlatımlarına göre siyah bir köpek bulunuyormuş ve ölen çocukların cesetlerini bu köpeğe yediriyorlarmış. Germiyan bölgesi var. Adından da anlaşılacağı gibi sıcak bir bölge. Orada Enfal’dan sonra bir çocuk doğuyor ve o çocuk 10 yaşlarındayken siyah köpek ile ilgili rüyalar görüyor. Çünkü bu siyah köpek hikayesi dilden dile dolaştı ve o günleri görmeyen çocuklar dahi fazlasıyla etkilendiler. İnsanların cesedini yiyen siyah köpek geçmiş günlerin bir sembolü olarak yeni nesillere aktarıldı.

Kadınlar hala çocuklarının ve eşlerinin öldüklerine inanmıyorlar. Çünkü onların bir mezarı yok. Halepçe’de ölenlerin mezarları var ama Enfal’ın mezarlığı yok. Kayıp olanların bir gün geleceği bekleniyor. Saddam rejimi yıkılmadan önce kayıpların cezaevlerinde olduğu ve bir gün dönecekleri beklendi ama Saddam rejimi yıkıldıktan sonra cezaevlerinden bekledikleri kişiler dönmediler.

Araştırmalar sonunda hangi noktaya vardınız?Bu çalışmalarımı bir kitapda topladım ve yakında piyasaya çıkacak. Gender and Genocide (Cinsiyet ve Jenosit) başlığındaki kitap İngilizce olarak yayınlanacak. Kitabın bir bölümünde Enfal’in bir soykırım olup olmadığı sorunu irdeliyor. Diğer bölümlerde de kadınların durumunu analiz ediliyor. O günleri yaşayan kadınların çoğu bir çok hastalığa yaklandı, psikolojik sorunlar yaşadı. Kadınların Enfal sonrası yaşamlarını da ele alıyor.

Ulaştığım önemli sonuçlardan biri şöyle: Enfal, kadınların erkeklerden daha güçlü olduğunu kanıtladı. Hiçbir eğitimi ve iş deneyimi olmayan bu kadınlar Enfal sonrasında ayakta kalmayı başardılar, şehirlere yerleştiler, ev yaptılar, çalıştılar, çocuklarını büyüttüler. Bu kadınların çoğu yeniden evlenmedi.

Peki neden?Bir çok nedeni var. Her şeyden önce evlenmeleri durumunda yeni eşleri çocuklarını kabul etmezdi. Toplumsal yargılar da çok etkili oldu. Eşi ölen kadının evinde kalması yönündeki sosyal baskı da etkili oldu. Bir diğer önemli neden, kadınlar hiç bir zaman kendi başlarına kalmadı ve hep eşlerinin hükmü altındaydılar. Enfal sonrası ise kadınlar eşsiz yaşanabileceğini gördüler ve kendilerine güven kazandılar. Kendilerini karar verir durumunda gördüler ve yeniden bir eşinin hükmü altına girmek istemediler.
Diğer bir realite ise çok sayıda kadın vardı, erkeklerin sayısı azdı. Erkekler de bu durumdan son derece yararlandılar birden fazla kadınla evlendiler ve her seferinde daha genç olanlarla evlendiler. Bazı kadınlar yeniden evlenmek için imkan bulamadı bazıları da bir daha evlenmemeye karar verdi.

No comments:

Post a Comment