Thursday, 23 December 2010

Ece Temelkuran; “Kürt Siyasetinin Özgür Olduğunu Söylemek Doğru Olmaz”



Hasan Uşak
“Ağrı’nın Derinliği” kitabının İngilizce baskısı ve tanıtımı için Londra, Oxford ve Cambridge’de bir dizi toplantılar düzenleyen gazeteci yazar Ece Temelkuran ile Türkiye’de yaşanan son durumlar, kadın ve Ermeni sorununu konuştuk. Türkiye’deki siyasal durumun çok iç açıcı olmadığını, KCK davasının büyük bir şaka gibi olduğunu söyledi. Referanduma evet oyu veren Kürtlerin hayal kırıklığı yaşadığı ve Ermeni konusunun hala bir tabu olduğunu söyleyen Temelkuran, başörtüsü sorunun Türkiye’de önemli sorunların tartışılmasını başarılı bir şekilde engellediğini söyledi.

Read more


— Türkiye’den geldiniz ve son gelişmeleri yakından izliyorsunuz. Bir ateşkes süreci var ve öte yandan KCK davası var. Siz bu konularda yazdınız da. Sizce, bir çözüme doğru gidiliyor mu?

Hayır, kafaların çok karıştığı bir dönemden geçiyor gibidir. Çünkü KCK davası gerçektende büyük bir şaka gibiydi. Diyarbakır’da davayı izlediğinizde daha iyi görüyorsunuz, sanki Kürtler bir yerde duruyorlarmış ve birden aralarında bir jandarma koridoru geçmiş ve ellerine geçirdiklerini yargılamaya almışlar gibi bir durum. Yani dışarıda olanla içeride olanlar arasında çok da bir fark yok. Böyle bir dava sürerken Kürt siyasetinin özgür olduğunu söylemek hiç de doğru olmaz.
Öte yandan PKK’de eğitim görmüş biri Taksim’de intihar eylemi yapıyor. İnsanlar onu PKK’nin yaptığını sanıyor PKK “Biz yapmadık” diyor. Masaya üçüncü bir kişinin daha oturduğunu düşünüyorum. İşlerin daha da karışacağını düşünüyorum. Çok da tuhaf bir dönemdeyiz. Bir yandan da sanki bir gün uyandığımızda bu sorun çözülmüş olacak gibi bir görüntü var. 

— Seçimlere kadar ateşkes süreci uzatıldı, sonrasındaki gelişmelerin nasıl olacağı konusunda bir fikriniz var mı?

Olup bitenlere baktığımda olumlu yönde bir değişim olacağını sanmıyorum.

— Daha mı olumsuz olacak?

Onu söylemek çok zordur. Çünkü Türkiye de her gün her şey değişiyor. Başbakanın kişisel güvenceleri ile ilerleyen bir demokrasiye sahibiz. Bu da pek güven verici bir durum değil. Çünkü referandumdan sonra yapılan HSYK seçimlerinde beklendiği gibi AKP’nin domine ettiği bir yargı organı oluşmuş oldu.

— Bazı kesimler en azından askerin egemenliğinin kırılmasını olumlu karşılıyorlar. Siz bu görüşe katılıyor musunuz?

Kesinlikle katılmıyorum. Kenan Evren ve 12 Eylül’den sorumlu generallerin sevgi ile bağırlara basıldığı bir Türkiye’de militarizmin kırıldığını söylemek yanlış olur. 12 Eylül yargılanması da öyle birkaç kişinin yargılanması ile bitecek bir durum değil. Latin Amerika ülkelerinde olduğu gibi toplumsal bir harekete dönüşmesi gerekir. Böyle bir hareket göremediğimiz gibi 12 Eylül yargılaması bir parodiye dönüştürüldü.

— Bazı gelişmeler olmadı mı, mesela artık insanlar generallere karşı alenen yazıp çiziyorlar.

Bu iyi bir şey ama ben şahsen bununla yetinmiyorum. Toplumsal ilişkilerde, yönetim üslubunda ve iktidarın insanları yönetme biçiminde bir şey değişmiyorsa aynı militar ve otoriter tavır hâkimse bence ne militarizmin ne de darbenin sonuçlarının ortadan kaldırılmasından söz edilebilinir. Yumuşak otoriter bir yönetim biçimine evirildiğimizi söyleyenler çoğalmaya başladı.

— Türkiye’nin demokratikleşmesinden Kürt hareketinin rolü nedir, Kürtler ne yapmalıdırlar?

Kürtler birçok şey yaptılar. AKP’nin bölgede ele geçirici üslubu, sanki bir kaleyi fethediyormuşçasına davranması bence Kürtleri incitiyor ve biraz da kafaları karıştırıyor. Anayasaya “evet” diyen Kürtlerin büyük beklentileri vardı. Ve bu beklentilerin küçük bir parçasının bile gerçekleşmeyeceğini şimdi görüyorlar ve bu da onları mutsuz etti. 

— Referandum da siz önce boykot tavrı sergilediniz ama sonra bundan vazgeçtiniz, neden?

Gerekçelerimi yazılarımda belirttim. Boykot doğru bir tavırdı ama yeterince kitleselleşmediği için, evet diyenlere ve özellikle de neo liberal kesimden gelenlerin dalga geçtiği bir duruma dönüştü. Buna da ben katlanamadım. Genel bir yalan atmosferi vardı sanki buna da evet diyecekmişiz ya da boykot diyerek hiçbir şey demiyor durumuna düşecekmişiz gibi bir ortam oluştu. Ama Kürt coğrafyasında boykotu son derece anlamlı buldum.

— Ne oy kullandınız?

 “Hayır,” dedim.

—Ağrı’nın Derinliği” adlı kitabınızın İngilizce baskısının tanıtımı yapıyorsunuz. Türkiye’de Ermeniler konusunda yazan çok az kişiden birisiniz. Türkiye’de Ermeni tabusu kırılıyor mu?

Ermeni tabusu yerli yerinde duruyor. Duyarlı insanlar eskiden hiç ilgilenmezlerken şimdi en azından öğrenmeye çalışıyorlar ve merak ediyorlar. Çünkü bu konuyu merak etmemiz bile yasaktı. Hrant Dink’in ölümünden sonra TV’lerde soykırım sözcüğü bile kullanıldı. Ve bu çok yeni bir şeydir.

—Ağrı’nın Derinliği”  kitabında neler anlatıyorsunuz?

Ermenistan, Fransa ve Amerika’ya gidip Ermenilerle konuştum. Onların ne hissettiğini yazdım, aynı zamanda uzun bir seyahat hikâyesidir. Bir yandan da Türkiye’deki okurların benimle seyahat edip Ermenilerle tanışmasını istedim. 

— Hrant Dink ile arkadaşlığınız da var. Dink davası hangi aşamadadır?

Dava uzadıkça uzuyor. Bu uzatmalarda hükümetin de payı olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu cinayetin uçları öyle yerlere dayanıyor ki, birçok insanı yerinden oynatacak uzantıları var. Bu nedenle birçok kişi asıl gerçeğin ortaya çıkmasından son derece tedirginler. 

— Savaş, Barış ve Kadın konulu bir panele hazırlanıyorsunuz. Birçok kişi savaşı erkekle, barışı da kadınla özdeşleştirir. Sizde öyle mi düşünüyorsunuz?

Hayır, ben öyle düşünmüyorum. İnandıklarında kadınların erkeklerden daha iyi savaşçılar olduklarını düşünüyorum. Kadınların barışta etkili olacakları noktalar da var ama savaşın çok kötü bir matematiği var. Barışın bir eğitim meselesi olduğunu düşünüyorum. Sizin canınızı yakan birinden intikam almamayı becermek çok önemli ve çok zordur. Bunun için sanıldığından daha uzun bir eğitim gerekiyor ve bu, insanın kendi kendisini eğitmesi ile çok ilgilidir. Bu konuda da bir ders kitabı yok. İnsan nasıl savaş karşıtı olur diye bir ders kitabı yok. Üstelik kendinizi çok savaş karşıtı, çok anti-militarist hissettiğinizde bile içinize nasıl şiddetin bulaştığını da çok çarpıcı örneklerde görebilirsiniz.

— Türkiye’deki kadın hareketleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Türkiye’de her siyasetin kadın hareketi var. Ben demokrat sosyalistim ve bu görüşe yakın hareketleri desteklerim. Tabi bu diğer siyasetlerden olan kadın hareketlerin bazı eylemlerini desteklemeyeceğim anlamına gelmez. Mesela başörtüsü aktivitelerinde destek oldum.

— Başörtüsü olayı suni bir gündem midir?

Çok iyi meşgul eden bir gündem. Temel sorunları konuşmayı çok başarılı şekilde etkileyen bir gündemdir. Ve çok kafa karıştırıyor. 












1 comment:

  1. Ece Temelkuran,önce senin namusun o generallerin sayesinde saglam duruyor,Ordu düsmanligini objektif verilere dayanmadan yürütmen senin hangi tarafin borazancisi oldugunu anlatir.Orduya karsi AKP ile birlikte takindigin bu düsmanca tavirla sana da bir nobel verirler belki böyle devam et.Bir it Pamuk nobel aldi cünkü EArmeni yalakaligina soyundu sen de hem ermeni yalakaligina hem de Kürtcülük yalakalaigina soyunmussun.Belliki soyunda bu iki milletten tohumlar mevcut.Okurlarin seninle seyahat edip Ermenilerle konusmalarini isterdim diyorsun hic o beyninin icine ,ermeniler gelsede Doguda yakip yok ettikleri Türk insanlarinin torunlariyla konussalar diye gecirdinmi.YAZIKLA OLSUN SIZE ki siz bu Türk milletinin sirtindan adinizi duyurup sonra da bu millete sözümoman insanlik adina ihanet ediyorsunuz.Güzel bir kadinsiniz ama bes para etmezsiniz.Türk milletinin sinesinde beslenip semiren hastalik mikroplari gibisiniz.
    saygilarimla

    ReplyDelete