Tuesday, 20 July 2010

Az İmkan Ama Çok Emek



Hasan Uşak

Ax’, ‘Fotoğraf’, ‘Dur’, ‘Güneşe Yolculuk’ ve ‘Bahoz’ filmlerin yönetmeni Kazım Öz, yaptıkları filmlerde az imkan buna karşılık çok büyük emekler sarfedildiğini dile getiriyor. Geçtiğimiz ay gerçekleşen Londra Kürt Film Festivaline katılan yönetmen Öz, sinema öyküsü ve ‘Bahoz’a (Fırtına) dair sorularımızı yanıtladı.

Sinemaya başlama öyküsünü kısaca anlatır mısınız?Ben Dersim’liyim ve 18 yaşıma kadar orada yaşadım, sonrasında üniversite eğitimi için İstanbul’a gittim. Öğrenciyken Mezopotamya Kültür Merkezi’nde (MKM) çalışmaya başladım. Orada tiyatro çalışmalarında bulundum. Oyucunluk ve reji yaptım. 1996 yılında da bir sinema kollektifi oluşturduk ve o günden beri de orada çalışıyorum. Üniversitede inşaat mühendisliğini okudum, sinema üzerine master yaptım ve şimdi de doktoramı bitirmek üzereyim. Sinemaya ilgim MKM ile başladı. Üniversitedeyken de politik bir kimliğim vardı. Sanatta biraz daha kendimizi geliştirmek, sosyal olarak gelişkin olmak için ilerletilmesi gereken bir alan gibi geldi bana. Yani başlarda biraz politik bir ihtiyaç gibi geldi ama, zamanla daha yerine oturdu.

Yani sinema geçmişiniz yoktu...Sinemacılık yapmaya karar verdiğimde sadece iki tane film izlemiştim. Tiyatro yapmaya karar verdiğimde de hiç tiyatro oyunu izlememiştim. Kendiliğinden gelişti.

Peki bu kadar başarıyı nasıl gösterebildiniz?Bu yaşadığım hayat veya Kürtlerin durumu ile ilgili olabilir. Kürtlerin politik atmosteri ile ilgili olabilir. Sinemacılığın gelişmesinde MKM’nin bir rolü var. Geçmiş bir tecrübem olmamasına rağmen sinemacılığı tanıdıktan sonra ben bir hayli ilgi gösterdim ve ilk üç dört yılda bir üniversite eğitim kadar çalışması yaptım. Bunların hepsinin katkısı vardır.

İşlediğiniz konuların çarpıcı olması mı size başarı getiriyor, yoksa sizin konuyu işleme tarzınız mı başarı getiriyor?Konular kolay kolay başarı getirmez. Bir ifade tarzı yakalamadıktan sonra sanatta pek başarı gösterilemez ve uluslararası alanda kabul görmek de kolay değildir.
Sorunlar her zaman her yede var ama, sanat hep gelişmeyebilir. Sanatın kendine özgü bir doğası, bir yasası vardır. Belki biz bunları tam yakalayamadık ama yaklaştık ve zaman zaman da yakalıyoruz.

Çalışmalarınızı çok az bir imkanla yapıyorsunuz ve büyük başarı sağlıyorsunuz bunun nedeni nedir?Çok az imkanla ama, çok büyük emekle yapıyoruz. Bu emeklerin uzaktan görülmesi zordur. Ben Fırtına (Bahoz) filmine harcadığım emeği hayatım boyunca hiç bir şeye harcamadım. Bana göre Türkiye’de hiç bir yönetmen bu kadar enerji harcamamıştır. Aylarca süren bir çalışmada çoğu gün bir kaç saat uyuyabildim. Çok uzun zaman masa başında oturdum. Birçok çalışmayı kendimiz yaptık.
Fırtına filmi normal şartlarda bir kaç milyon Euro’luk harcama gerektirir ve biz bunu 400 bin Euro’ya mal ettik. Maddi nedenlerle eksik kalan kısımları biz daha çok emekle ve özel çabalarla kapattık.

‘Fırtına’ filminde gerçekten de fırtınalı bir dönemi işlediniz. Üniversitelerin örgütlenme alanına çevrildiği ve öğrencilerin sürekli kırsala taşındığı bir dönem ekrana aktarılıyor. Film nasıl bir tepki aldı?Yeni gelişen Kürt sinemasında daha çok bir trajedi işleniyor, acılar dile getiriliyor. Türkiye sinemasında politik kimlikli şahsiyetler genelde yenilen, kaybeden, sonunda umutsuzluğa kapılan ve yenik bir ruh hali ile gösterilir. Fırtına filmindeki en büyük farkı ben burada görüyorum. Eksikler, zaafiyetlerlerine rağmen mücadele ediyorlar ve bunun heyecanını duyuyorlar. Bunun karşılık bulduğunu düşünüyorum. Türkiye’de milliyetçi çevreler tarafından sert tepki gösterildi. Genel seyircilerin filmi heyecanla izlediklerini gözlemledim.

Neden Fırtına (Bahoz) ismini kullandınız?Çünkü fırtına serttir, denegeleri bozar, insanları savurur, insanları değiştirir. Doğadaki fırtına olayına da çok benziyor.

Fırtına filmi Kürt sinemasının neresinde duruyor?Fırtına ile yeni bir sayfa açtığımızı düşünüyorum. Biraz uzun olduğu için seyirciyi biraz da zorluyor. Bahsettiğim karakterlerde de görüleceği gibi bir politik hikaye ve sinemagrofik bir dilden vazgeçmedik, bir estetik arayışı var. Bu iki dengeyi yakaladığımızı düşünüyorum ve Kürt sineması için bir referans olacağını düşünüyorum. Bu konuda film yapmak isteyenlerin Fırtına’yı aşmaları gerekecektir.

Genel olarak Kürt sineması hakkında ne düşünüyorsunuz?Bir Kürt sinemasının doğduğundan bahsedebiliriz. Bir çocukluk aşaması olarak değerlendirmek lazımdır. Daha rotası belli olmayan bir çocuk, anlayışı tam oturmamış, kendi kökleri üzerine tam oturmamış bir çocukluk dönemi olarak görüyorum. Kürt sineması daha iyi olacaktır çünkü arkasında bir halk hareketi bir aydınlanma, dünyayı değiştrime çabası vardır.

Kürt sineması derken sadece Kuzey Kürdistan’dan behsetmiyorum. Diğer parçalar ile de ortak bir çalışma var mıdır? Tabii bir kopukluk var. Kürt sineması tam olarak kendi dilini bulamadı henüz. Sinema da Kürtlerin hikayesi gibi çok parçalandı. Her parçadaki sinema parçasının etkisinde kaldı. İran’daki sinema İran’ın etkisinde, Türkiye’de Türkiye’nin etkisinde kaldı. Biraz kendi kültürel köklerinden uzak olduğu için şimdilik bir ortaklık bulmak çok zor ama, ideolojik bir mücadele var ve bu kendi yolunu bulacaktır.

Fırtına filminde tüm Kürtler kendilerini bulabiliyorlar mı?Fırtına’yı izleyen Türkiye sol hareketi kendilerini biraz buldular. İran’da öğrenciler şu anda biraz Fırtına’daki hikayeyi yaşıyorlar. Suriye’de Kürt öğrenciler benzer bir durumu yaşıyorlar. Bence ele aldığımız konu evrensel bir Kürt hikayesi sayılır. Ancak biraz içe dönük olan yanları da var.

Kürdistan’ın diğer parçalarındaki sinemacılarla ilişkileriniz var mı?Çoğu ile kontağımız var. Kürt film festivalleri bu anlamda iyi olanak yaratıyor. Bu tür çalışmaları geliştirmek gerekiyor. Bu vesile ile biz bir birimizi daha iyi anlıyoruz ve daha ortak noktalar yakalayabiliyoruz.

Kürt sineması için ortak bir platform mümkün müdür?Çok katı olmamak ve bir birini çok baskılamamak kaydıyla ve özgür bir ilişki biçimi ile bir ortaklaşma olabilir ama, tersi olursa Kürt sineması önünde engelleyici olur. Bizde kurumlaşmalar hem çok gerekli hem de çok tehlikeli. Kurumlar bazen gelişmemenin nedeni de olabiliyorlar. Demokratik kurumlaşma olmadıkça objektif olarak sanatın gelişmesi önünde engel oluyor.

Londra Kürt Film Festivali’ne katıldınız, festivali nasıl buldunuz? Farklı yerlerden çok sayıda filmin gelmiş olması çok olumlu. Bunun korunması lazım ancak biraz daha seçici olmak gerekiyor. Seyircimiz yeni oluşuyor ve hassas davranmak lazımdır. Burada 127 değilde 40 tane film ile çok daha iyi bir atmosfer yakalanabilinirdi. Panel ve tartışmalar biraz eksik kalıyor. Atölyeler keşke olabilseydi.

Uluslararası nitelikleri olan bir Kürt filmi yapılacak mı?Aslında bir konu iyi anlatıldığında kendiliğinde uluslararası olacaktır diye düşünüyorum.

İzleyiciye son mesajınız nedir?Alternatif devrimci sinema kendi seyircisi ile birlikte sinemayı yaratacaktır. Filmlerimizin doğru yerde ve zamanda izlenmesini ve doğru tartışmalara katılmalarını istiyoruz.

No comments:

Post a Comment