Tuesday, 19 October 2010

Kabul edilemez deliller: Türkiye ve KCK yargılaması


Jeremy Corbyn
Çeviri; Hasan Uşak

Bölgede yaşayan nüfusun büyük çoğunluğu Kürt’dür, ancak dilleri olan Kürtçe henüz bir resmi belgede yer almıyor ve kısa bir süre önceye kadar sokaklarda bile Kürtçe konuşmak zordu.

Tuesday, 12 October 2010

“Çocuklar güvende değil”




Hasan Uşak

Britanya Barış Meclisi’nin düzenlediği ‘Kadın ve Barış’ konulu panele katılmak için Londra’ya gelen “Çocuklar İçin Adalet Takipçileri” organizasyonunun aktivisti Fatma Ünsal Bostan, çocukların cezalandırılmasının Türkiye’nin acizliğinin göstergesi olduğunu söyledi. Siyaset bilimci ve AKP kurucularından olan Ünsal, Başkent Kadın Platformu üyesi ve savaş karşıtı. Mazlum Der Başkanı ve eski Adıyaman Milletvekili Faruk Ünsal’ın da eşi olan Fatma Ünsal Bostan, sorularımızı yanıtladı. Avrupa’da yaşayan insanlarımız sizi çocuklarla ilgili olan aktivitelerinizle ilgili daha çok tanıyorlar. Çocuklara neden bu kadar yönelim oldu?Ben televizyonlardan izliyordum ancak bu çocukların akıbetini hiç düşünmemiştim. Sonra çağrıcılar metni geldi ve anladım ki gösterilere katılan çocuklar taş attıkları için çok ağır cezalarla yargılanıyorlar. Polise taş atan çocukların durumu polisle silahlı mukavemet olarak ele alıyordu ve çok ciddi cezalar isteniyordu. Yüzünü Galatasaray kaşkolü ile kapatmak bile terör yandaşlığı olarak ele alınıyordu. Bir çocuk, birden çok suçla itham edildi. Bunlar çok büyük adaletsizliklerdir.

Sizce Türkiye neden çocuklara bunu yapıyor?Büyük bir aptallıktır bu. Aslında acizliktir. Yapılan gösterileri engelleyemediler ve acaba bu yöntem ile yani güç kullanarak engelleyebilir miyiz diye bunları yaptılar. Güç kullanmak zayıf olanların başvurduğu bir yöntemdir. Terörle Mücadele Kanunu zaten vardı ama 2006 yılında ağırlaştırıldı. Ben bu kanunun nasıl değiştirildiğini bilmiyorum. Hatta bazı milletvekilleri Meclis’ten geçen kanunun içeriğini tam olarak bilmiyorlar. Benim eşim 2006 yılında milletvekiliydi ve Terörle Mücadele Yasası’nda yapılan değişiklikleri hiç hatırlamıyoruz. Çocuklar için adalet çağrıcıları kampanyasını düzenleyenler çok büyük bir hayır işlediler. Bir haksızlığı dile getirmeleri çok önemliydi.

Kanunda yapılan son değişiklikten sonra Adalet Çağrıcıları, Adalet Takipçileri oldu, adalet sağlandı mı? Taleplerimizin tümü gerçekleşmedi. Meclis’in gündemi açıklandığında Terörle Mücadele Yasası’nın gündemde olmadığını gördük. Çocuklar İçin Adalet Çağrıcıları eylem yapma kararı alınca yasa apar topar Meclis’ten geçti. Geçen yıl Eylül ayında yapılan bizim partinin istişare toplantısında bu konuyu gündeme getirmiştim ve olumlu karşılandı. Abdullah Gül bu kampanyayı yürüten birkaç kişi ile görüştü. Genelde bu konuya sıcak bakıldı. Nisan ayında bir yazı yazdım “Taşa değil atana bak” diye. İzmir’de yetişkin insanlar BDP konvoyuna taş attılar ve hiç yargılanmadılar. O zamanlar sorunları parti gündemine getirmiştim ve CHP engelliyor denildi, bazen yasanın değiştirilmesi tam gündeme geliyordu ki birden geri çekiliyordu. Tabi hükümet samimi bir görüntü vermiyordu. Anayasa’yı değiştirme gücünü gösteriyor ama Terörle Mücadele Yasası’ndaki değişiklikleri muhalefet engeli nedeniyle yapamıyor. Bunlar çok samimi yaklaşımlar değildi. Sonunda istediğimiz gibi olmasa da yasada değişikliklere gidildi ve bazı çocuklar serbest bırakıldı.

Hala içerde çok sayıda TMK mağduru çocuklar var...Bizler sayıyı tam olarak bilmiyoruz. Adalet Çağırıcıları olarak yaptığımız toplantılarda bunu tartıştık ve çocuklarla ilgili ne kadar dava varsa bilelim istedik. Çünkü İstanbul’da tutuklu olan çocuklar için dilekçe verilsin istenmişti ve dilekçe ile çocukların salıverilmesi sürünceme de bırakılıyordu. Hükümete kaç kişinin içerde olduğu soruldu ve cevap alınamadı.

Öldürülen bazı çocuklar var. Onlara yönelik bir adalet arayışı var mı?Biri kampanya başlatıyor ben iştirak ediyorum. Bir aktivitenin başlatıcısı maalesef olamadım. Bana göre bir masum insanın öldürülmesi bütün insanlığın öldürülmesidir. Bu, sen kendin veya en yakının öldürülmüş gibi harekete geç demektir. Tabii bu hassasiyette hep olamıyoruz ama bu hassasiyetin en azından aklımızın bir köşesinde olması lazımdır. Bu namaz kadar, oruç kadar farzdır.

Türkiye’de çocuklar güvende midir?Bölgede çocukların güvende olduğunu düşünmüyorum. TMK mağduru bazı çocuklar gösteriye bile katılmamışlardı. Sadece terli oldukları için gözaltına alınmışlardı. Ortam güvensizdir. Çocukların tutuklu olarak yargılanması kadar yanlış bir şey yok. Cezaevi psikolojisi çok ağırdır.

Barışın sağlanması için taraflar ne yapmalılar?Devletin artık muhatap kabul etmesi gerekiyor. Hükümetin KCK operasyonuna karşı çıkılması gerekiyor, seçim barajının kaldırılması gerekiyor, CHP’nin sunduğu fırsatın değerlendirilmesi gerekiyor. Şiddetin bir sebep değil de bir sonuç olduğunun anlaşılması lazım. Gözaltında kayıplar, tecavüzler, Kürtçenin önündeki yasaklar gibi sorunların çözüme kavuşturulması lazımdır. Kürt tarafı da Türk kamuoyunun endişelerini görmeli.

Saturday, 9 October 2010

Tutu’nun mektubu korkuttu




Hasan Uşak


Rahip Matthew Esau, Desmond Tutu’nun mektubunun ulaştırılamamasının kendilerinde hayal kırıklığına neden olduğunu ve daha önce hiçbir yerde elçiliğin bir mektubu reddettiğini görmediğini anlattı. Nobel Barış Ödülü sahibi Desmond Tutu’nun Türk Başbakanı Recep T. Erdoğan’a yazdığı ve Kürt sorununun çözümüne ilişkin görüşlerin yer aldığı mektubu Londra Büyükelçiliği’ne vermek üzere Londra’ya gelen Güney Afrika Kürt İnsan Hakları Eylem Grubu Başkan Yardımcısı Rahip Matthew Esau ile mektubun neden kabul edilmediği, Kürt sorunu, Öcalan ile Mandela arasındaki benzerlikleri konuştuk.

Sayın Tutu’nun Erdoğan’a yazdığı mektubu vermek için Türk Büyükelçiliği’ne gittiniz ama mektup kabul edilmedi. Nasıl oldu?Güney Afrika Kürt İnsan Hakları Eylem Grubu adına Desmond Tutu tarafından Türkiye Başbakanı Erdoğan’a yazdığı mektubu Türkiye Büyükelçiliği’ne vermek için Londra’ya geldim. Mektubu posta ile göndermek yerine elçilik yolu ile göndermenin daha doğru olacağını düşündük. Bu nedenle elçilik yetkilileri ile görüştük ve mektubu kendilerine teslim edeceğimizi söyledik. On gün önce konu ile ilgili olarak Türkiye yetkilileri ile görüştüm. Mektubu teslim edeceğimiz ve bu konuda kabul ya da ret edeceklerini bilmek istedim ama cevap alamadım. Sonra Londra’da faaliyet yürüten ‘Kürdistan’a Barış Kampanyası’nda görevli arkadaşlar Londra’ya yeni atanan büyükelçinin sekreteri ile görüştüler ve mektubu kabul edeceklerini söylediler. Sekreter ayrıca beni de telefon ile aradı ve mektupla ilgili bilgi almak istedi; sonra yeniden aradı ve başka bir saatte mektubun alınabileceğini söyledi. Ancak daha sonra aradı ve mektubu elden alamayacaklarını ve postalanmasını istedi. Sonra ben mektubu teslim etmek için geldim. Elçilik önünde Ken Levingstone, Jeremy Corben, Siobhain McDonagh, Frances Webber ve bir grup arkadaş ile görüştüm. Ken Levingstone bana polisin merdivenlere bile ayak basmaya izin vermediğini söyledi. Mektubu kapının altından bırakabilir miyiz? diye sorduk, görevli polis mektubu hiçbir şekilde almamak için sıkı talimat aldığını söyledi.

Bu durum sizde nasıl bir etki yarattı?Desmond Tutu’nun mektubunun ulaştırılamaması bizde hayal kırıklığına neden oldu. Daha önce hiçbir yerde bir elçiliğin bir mektubu reddettiğini görmedim ve duymadım.

Neden Londrayı seçtiniz?Cardiff Üniversitesi’nde bazı çalışmalarım vardı ve buraya gelecektim. Ayrıca mektubu Cape Town elçiliğine vermektense Londra Elçiliği’nin daha iyi olacağını düşündük.

Neden?Çünkü bizler Cape Town’da Kürt sorununun barışçıl çözümü için mücadele ediyoruz ve oradaki elçiliğe gitmek istemedik. Biz sorunun çözülmesi için iki tarafın karşılıklı müzakereler yapması gerektiğini düşünüyoruz. Biz grup olarak iki tarafın daha sağlıklı görüşmeler yapmasına katkı sağlayacağımıza inanıyoruz.

Siz ırkçı Arpartheid rejimine karşı mücadele ettiniz. Dönemin Güney Afrika rejimi ile Türk rejimi arasında ne tür benzerlikler ve farklar vardır?Epey benzerlikler var. Türkiye katı bir inkar politikası uyguladı. Kürtlerin kültürleri, dilleri, tarihleri vardı ve büyük ihtimalle en eski uygarlıklardan birinin sahibiler. Güney Afrika çok yapılı bir ülkedir ve temel sorun ayrıcalıklı beyaz rejim ile ayrımcılığa maruz bırakılan siyahların varlığıydı. Siyah toplumların kendi kültürlerini yaşatmaları zordu ve yasaklı olduğu dönemler de vardı. Kürt halkının yaşadıkları gibi. Bana göre bu bizimle Kürt halkı arasındaki çok önemli bir benzerliktir. Diğer bir benzerlik ise Afrika Ulusal Kongresi (ANC) ırkçı rejimin silahlı güçlerine karşı mücadele etti, yer yer iç savaş da yaşandı. Bu mücadele de gençler özellikle hedef alındılar. Benzer olarak binlerce Kürt çocuğu tutuklandı. Türkiye’nin bunu yaparken uyguladığı yöntem ile Arpartheid rejiminin uyguladığı çok benzerdir.

Birçok kişi “Dün Mandela, bugün Öcalan” diyor. Sizce Öcalan Kürt Mandela mıdır?Sadece bir tane Mandela vardır, o da Güney Afrikada’dır. Mandela ile Sayın Öcalan arasında benzerlikler vardır. Öcalan uzun bir süredir İmralı adasında tutuluyor, Mandela’da bir süre bir adada tutuldu. Öcalan İmralı adasında çok önemli kitaplar yazdı, Mandela da cezaevinde çok yazılar yazdı. Mandela’nın yaptığı gibi Öcalan da barışın yol haritasını çıkardı. Öcalan barış gruplarının Türkiye’ye gitmesini önerdi ve gruplar gittiler, Mandela dönemin yetkilileri ile görüşmelere başladığında sürgünde olan siyasetçilerin ülkeye dönmesi ve cezaevlerindekilerin serbest bırakılmasını istedi.

Öcalan, Türkiye ve Kürt halkı için vazgeçilmezdir. Türkiye’de barışın sağlanması için Kürtlerin tüm hakları tanınmalı ve Öcalan serbest bırakılmalıdır. Politik tutuklular serbest bırakılmalılar. Kürt halkı parlamento da gerekli temsil hakkına sahip olmalıdır. Bunlar genel atmosferin değiştirilmesi için çok önemlidirler.

Mandela terörist olarak kabul ediliyordu ama bir süre sonra Mandela’nın heykeli İngiltere Parlamentosu’nun önüne dikildi. Türkiye’de de benzer bir durumun olabileceğini düşünüyor musunuz?Öyle olmasını umarım. Türk devletinin çok güçlü ve önemli olduğunu unutmamalıyız. Ortadoğu ve Avrupa için önemli bir devlettir ve ABD ile özel ilişkileri var. Bu nedenle dünyayı etkileme güçleri var. Türkiye PKK’yi terörist ilan etti ve hiçbir şekilde kabul etmiyor. Aynı durum Güney Afrika’da da oldu. Aralarında İngiltere’nin de olduğu birçok ülke ANC’yi kabul etmedi. ANC özgürlük için mücadele etme kararı aldı. Türkiye de aynı şeyi yaptı ve PKK çeşitli yöntemlerle mücadele etmek zorunda kaldı.

Öcalan’ın çözüm için görüşleri çok nettir ama hala silahlı çatışmalar yaşanmak zorunda kalınıyor. Yurtdışında çok sayıda Kürt yaşıyor ve her ülkede Kürtler var.

15- 20 yıl önce Mandela’nın ‘terörist’ olduğu ve ANC’nin de ‘terörist bir örgüt’ olduğu söylenirdi. Ve bizler özgürlük için mücadele ettik ve şimdi Mandela’yı tüm dünya tanır. Aynı durum Türkiye’de de yaşanacaktır. Çünkü dünyadaki tüm benzer durumlarda sonuç böyle olmuştur. Bir gün tüm dünya Kürtlerin terörist olmadığı barış ve özgürlük istediğini anlayacaktır.

Tuesday, 5 October 2010

“PKK Medlerin Direniş Özünü Temsil Ediyor"



Hasan Uşak

Essex Üniversitesi Yönetim Bilimleri Bölümü’nde doktora çalışmasını ‘Kürt Ulusal Hareketleri, İdeolojisi ve Kürt Kimliği’ konusu üzerine yapan Dr. Cengiz Güneş, PKK’nin, mücadelesini Kürt halkının direniş geleneğine oturttuğunu belirtiyor. Doktora çalışmasını bu yıl sonuçlandıran Güneş ile vardığı sonuçları konuştuk.

Doktora tezinizin içeriğini biraz açabilir misiniz?Ernesto Laclau ve Chantal Mouffe’un ‘Hegemony and Socialist Strategy’ (Hegemonya ve Sosyalist Strateji) kitabında formüle edilen ve siyasal bilimlerde yeni ufuklar açan ‘Discourse Theory’ni (Söylem Teorisi) kullanarak, Türkiye’deki Kürt Ulusal Hareketi’nin söylemlerini analiz ettim. Bu bana Kürt kimliğine, Kürt hareketinin ideolojisine ve ideolojik değişim-dönüşüm sürecine yeni bir çerçeve ile bakma fırsatı sundu. Bir bütünlük içerisinde, tarihsel, sosyolojik ve yapısal koşulları göz önünde bulundurarak, Kürt ulusal hareketinin 1960’lı yıllardan günümüze yükselişini ve gelişmesini açıklamaya çalıştım. İlk olarak 1960’lı yıllarda Kürt aydınlarının Kürtlerin sosyo-ekonomik taleplerini dile getirmelerini değerlendirdim. Daha sonra 1970’li yıllarda başlayan, Kürtlerin Türk sol hareketinden ayrılma süreçlerini, ayrı örgütlenme taleplerini, bu sürecin sebep ve sonuçlarını detaylı olarak inceledim. 1970’li yılların ortalarında birçok Kürt sosyalist örgüt ve siyasal parti kuruluyor. Ve genel olarak Kürt ulusal talepleri, sosyalist talepler doğrultusunda Marksist söylem çerçevesinde ifade edilmeye başlanıyor.

O dönemde Kürt örgütleri arasında yaşanan ideolojik ve politik tartışmaları yansıttıktan sonra Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) söylemlerini ve pratiğini odak noktası olarak araştırdım. PKK’nin Türkiye’de Kürt ulusal hareketinin ve direnişinin liderlik konumuna nasıl geldiğini açıklamaya çalıştım.

PKK’yi Kürt ulusal hareketinde önderlik konumuna getiren sebeplerin neler olduğu sonucuna vardınız? PKK kadrolarının darbeden önce Lübnan’a çıkmaları ve orada Filistin hareketi ile yakın ilişki geliştirmeleri, gerillaların eğitimi için fırsat doğurdu. Bu, PKK’nin bölgede kalıp Kürt halk kitlelerine ulaşmasına, gerilla savaşımına ve ulusal cephenin örgütlenmesine olanak sağladı. PKK’ye rakip diğer Kürt örgütlerinin hepsi 1980’den sonra faaliyetlerine devam edemedi. Bazıları, örneğin; TKSP Avrupa’da faaliyetlerine devam etse de, bunu Kürdistan’a fazla yansıtamadı. Tabii ki PKK’nin neden önder olduğunu daha iyi anlamak için PKK’nin söyleminin neden daha etkileyici olduğunu anlatmak lazım. Mücadelesini kitlelere nasıl taşırdığını ve Kürt halkını nasıl hareketlendirdiğini, yani İngilizce’de ‘mobilization’ olarak ifade edilen sürecin nasıl başarıldığını açıklamak lazım.

Nedir bu söylemler? PKK’yi diğer Kürt politik gruplardan farklı yapan, Newroz efsanesini kendi direnişini halk kitlelerine yansıtmak ve temsil etmek için yeniden etkinleştirmiş olmasıdır. Diğer politik grup ve partilerin söylemlerinde, Newroz efsanesinin ve Medlerin direnişinin sadece tarihi boyutu ön plana çıkıyor. PKK’de ise, tarihi boyutun yanısıra efsanenin yeniden etkinleştirilmesi her zaman ön planda. Yeni bir Med hareketi yaratmanın gerekliliği, PKK’nin Medlerin direnişinin özünü temsil ettiği, ilk yıllardan itibaren söylemin merkezinde tutuluyor ve bunu kendisini diğer Kürt politik grup ve partilerden farklılaştırmak için sürekli vurguluyor. Bu dergi ve kitaplarda, müzik aracılığı ile (özellikle Koma Berxwedan’ın şarkılarında) mücadele şehitlerinin anma törenlerinde, Newroz kutlamaları gibi birçok kişinin katıldığı toplantı ve mitinglerde geniş halk kitlelerine yansıtarak, Kürtleri mücadelesinin içerisine çekip örgütlemeyi başardı.

Peki 1990’lardan sonraki süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? PKK’nin 1990’lı yılların başından günümüze kadar yaşadığı ideolojik ve politik değişim ve dönüşüm, tabii ki tezimde irdelediğim önemli noktalardan bir tanesi. Ben bu değişimin neden ve nasıl olduğunu, ne tür etkilere sebep olduğunu yansıttım.
En önemli etken, Sovyetler Birliği ile birlikte sosyalist sistemin çökmesi. Gerilla savaşında yaşadığı tıkanıklık; özellikle Güney Savaşı’nda aldığı darbeler, PKK’nin askeri olarak zayıflamasına sebep oldu. Abdullah Öcalan’ın yakalanması, PKK’yi yeni bir strateji geliştirme arayışına itti. Tezimde son olarak, 1990’dan HEP ile başlayan yasal Kürt siyasetini ve partilerinin mücadelesini tahlil ediyorum. Özellikle Kürt ulusal taleplerini nasıl dile getirdiklerini, ne tür zorluklarla karşılaştıklarını detaylı olarak inceledim.

Nasıl bir araştırma yöntemi kullandınız, ne tür kaynaklardan yararlandınız?Söylem Teorisi’ni kullanarak Kürt hareketinin söylemlerini analiz ettim. Yani yöntem olarak söylem analizini kullandım, daha çok birincil kaynaklardan yararlandım. 1960’larda Kürt aydınlarının çıkardığı yayınlar, 1970’ler ve 1980’lerde Kürt siyasal grup ve partilerin çıkardığı ideolojik ve politik dergiler. Örneğin; Özgürlük Yolu, Rizgarî, Kawa, Serxwebûn, Berxwedan gibi dergiler... Kürt hareketinin önde gelen lider kadrolarının yazdığı kitap ve broşürler, parti programları, manifestolar, gazete röportajları, Kürt siyasi tutukluların mahkemelere sunduğu siyasi ve ideolojik savunmalar, partilerin yayınladığı kitaplar, broşürler, anılar vs. gibi çok kapsamlı kaynaklardan yararlandım. Bu kaynakların analizini tezimde cevaplamak istediğim hipotezlerim çerçevesinde yaptım. Örneğin; Kürt kimliği ve Kürt ulusal talepleri nasıl ifade edilmiş, Kürt ulusal hareketinin ideolojisi nasıl bir bileşimden meydana geliyor, hangi talepler dönem dönem ön plana çıkıyor? Bir de değişim sürecini açıklarken, uluslararası ve bölgesel faktörlerin etkilerine de baktım.

Araştırmanızı kitap olarak yayınlamayı düşünüyor musunuz? Tezimi kitap olarak yayınlamak için bazı basım evleri ile irtibata geçtim. Şu anda değerlendirmelerini yapıyorlar. Umuyorum bir yıl içinde kitap olarak yayınlayacağım. Aynı zamanda, tezimin bazı bölümlerini iki farklı makale olarak akademik dergilerde yayınlamayı düşünüyorum. Şu anda bunun hazırlığı içerisindeyim.