Friday, 24 September 2010

Londra’da Kürt ve Türk Öğrenciler Başarısız


Hasan Uşak

Londra Belediye Başkanlığı’nın talebi üzerine Metropoliten Üniversitesi Eğitim Politikaları Enstitüsü tarafından Kürt, Türk ve Kıbrıslı Türk öğrencilerin okula gittiği bölgelerde bir araştırma yapıldı. ‘Kürt, Türk ve Kıbrıslı Türk gençlerinin Londra’daki Eğitim Başarıları’ adıyla yapılan araştırma sonuçlarına göre; Hackney, Haringey, Enfield ve Islington’da KS2 (ortaokul ilk sınıf) ve KS4 (ortaokul son sınıf) sınıflarında eğitim alan öğrencilerin İngilizce, matematik ve fen bilimleri derslerinde başarı gösteremedikleri açığa çıktı.

Monday, 20 September 2010

Kürt Öğrenci En İyi Araştırmacı Seçildi



Hasan Uşak


Yoksul bir Kürt ailesinin çocuğu olarak, ortaokul öğrencisi iken İngiltere’ye gelen Hüseyin Doğan, kendisine çok yabancı bir ortamda başladığı ortaokulda yüksek notlar alarak herkesi şaşırttı. Öğrenim süresince başarılı bir grafik çizen ve yüksek performansı ile kısa sürede dikkatleri üzerine toplayan Afşinli Doğan, dünyanın en büyük yazılım şirketi olan Microsoft’un dikkatinden kaçmadı ve eğitim süresince desteklendi. Doktora yapmak için Loughborough Üniversitesi’ni seçen Doğan, eğitiminin ikinci yılında yaptığı akademik çalışmalardan dolayı yüzlerce doktora öğrencisi arasında en iyisi seçildi. Akademik çalışmalarını Cambridge’de sürdürmek isteyen Hüseyin Doğan ile eğitim yaşamı, kariyeri ve aldığı ödül üzerine konuştuk. Öncelikle sizi başarıya götüren şey neydi?İlkokulu Maraş’ın Afşin ilçesine bağlı Gözpınar Köyü’nde okudum. Ortaokul öğrencisiyken çeşitli nedenlerle ayrıldım ve eğitimimin geri kalan kısmını Londra’da sürdürdüm. Muswell Hill’de bulunan Fortismere Ortaokulu’nda GCSE ve A level eğitimimi bitirdikten sonra, Queen Mary Üniversitesi’nde Bilgisayar Mühendisliği bölümünden 2003 yılında mezun oldum. 2004’te ise University College London Üniversitesi’nde İnsan Bilgisayar Etkileşimi ve Ergonomi alanında master yaptım. Chelmsford şehrinde eşim ve üç aylık kızımız Dilara ile mütevazı bir hayat sürüyoruz.

Aldığınız ödül hakkında bilgi verebilir misiniz?Şu an doktora araştırmalarımı sürdürdüğüm Loughborough Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nde yüzlerce doktora öğrencisi arasında tek bir kişiye verilen Lisansüstü Eğitim Birimi En İyi Araştırmacı Öğrenci (Graduate School Research Student Prize) ödülüne layık görüldüm. Bu ödül, her sene olağanüstü akademik performans ve akademik başarı gösteren bir doktora öğrencisine veriliyor. Özellikle son yılda uluslararası konferanslarda verdiğim üç bilimsel sunumun, ayrıca akademik kitaplarda yayınlanan makalelerimin, bu ödülü almamı sağladığını söyleyebilirim.

Bundan önceki eğitim sürecinizde herhangi bir başarınız oldu mu?İngiltere’ye geldiğimin 4. yılında İngilizcemin iyi olmamasına rağmen GCSE İngilizceden A derecesini alınca çok mutlu olmuştum. Ayrıca UCL’de master yaparken Amerika’dan Microsoft firmasından yetkililer gelip benimle görüştüler ve master projemi Microsoft ile yaptım.

Master eğitiminden sonra ne tür çalışmalar yaptınız?UCL’deki master eğitimimin ardından part-time olarak CONEL kolejinde bilgisayar öğretmenliği yaptım ve bu süre içinde, yani 4 yıl boyunca savunma ve havacılık alanında çalıştım. ‘Yüksek Bilim İnsanı (Higher Scientist)’ olarak bazı Avrupa Birliği ülkelerinin FP6 ve FP7 projelerinde proje yöneticisi olarak çalışmalarda bulundum.

Doktora eğitiminiz ve bilimsel çalışmalarınızın sponsorluğu herhangi bir firma tarafından yapılıyor mu?Şu an Loughborough Üniversitesi’nde Sistem Mühendisliği alanında doktoramı yapmaktayım. Sponsorum ise Savunma ve Havacılık üzerinde teknolojiler ve servisler üreten uluslararası bir şirket. Bu şirketin Otonom Sistem ve İleri Teknolojiler bölümünde bilimsel araştırmalar yapıyorum. Toplam dört yıl sürecek doktora çalışmalarıma sponsorumun yanısıra, İngiltere’deki Mühendislik ve Fizik Bilimleri Araştırma Kurulu (Engineering and Physical Sciences Council-EPSRC) tarafından da destekleniyorum.

Sistem mühendisliği nasıl bir şey?Sistem mühendisliği birden çok akademik disiplinleri ilgilendiren, uygun metodoloji ve teoriler kullanarak, karmaşık sistemlerin modellenmesi, iyileştirilmesi, üretimi, kontrolü ve tasarımına yönelik bir mühendislik dalıdır. Cebinizdeki telefon ve kullandığınız internet sistemi, bindiğiniz araba, tren ve uçaktaki sistemler veya bunlardan birleşerek oluşan sistemleri, bunlara örnek olarak ekleyebiliriz. Ayrıca son katıldığım konferans, IEEE Sistemler Sistemi Mühendisliği Konferansı’ydı.

Doktora çalışmalarınız ne üzerinedir?Doktora çalışmalarım, uzun süreler kullanılan sistem, teknoloji ve servislerin yaşam döngüsüyle ve bilgi yönetimiyle ilgilidir. Mesela bir bebeğin doğuşundan, hayattaki yaşam sürecinden, yaşlanıp aramızdan ayrılmasına kadar olan yaşam dilimindeki tecrübeleri, aynen bir teknoloji konseptinin doğuşu, servisi ve yok oluşuna kadar geçen sürece benzer. Uzun süre, mesela 40 yıl kullanılan arabalar, gemiler ve uçaklar vardır. Bu teknolojileri 40 yıl önce tasarlayan insanlar şu an aramızda değillerdir veyahut emeklidirler. Onların bilgilerini nasıl depolayabiliriz ki, gelecek nesillerde çalışmalar yapan insanlara yardımcı olabilelim. Doktora projemi böyle özetleyebilirim.

Toplam kaç bilimsel çalışmanız oldu? Gelecekte ne yapmayı düşünüyorsunuz?Uluslararası konferanslar ve kitaplarda toplam 8 tane makalem ve bunun haricinde 25’ten fazla teknik raporum var. Kısa vadede akademik çalışmalarımın endüstride kullanımına yol açacak şirketlerin, teknoloji yol haritalarını gözden geçirmeyi düşünüyorum. Galiba bir süre endüstride çalışmalarıma devam ederim. Uzun vadeli hedefim ise Cambridge Üniversitesi’ndeki Mühendislik Dizayn Merkezi (Engineering Design Centre) bünyesinde araştırmalarda bulunmak.

Toplumlarımıza ve eğitimini sürdüren gençlere bir mesajınız var mı?Herkes zekidir ve hiç kimse doğuştan donanımlı değildir. Emek sarf etmek, çalışmak, azimli olmak, kendine bir hedef belirlemek, başarının başlangıcıdır. Eğitim bizler için bir şanstır ve sonuna kadar değerlendirilmelidir. Ailelerin çocuklarına, eğitim serüvenlerinde maddi ve manevi desteklerini sunmaları olmazsa olmaz kabilindedir.

Sunday, 12 September 2010

‘Ahmedinejad Qasimlo cinayetinde yer aldı’



Hasan Uşak

Fransa’da yaşayan Venezuelalı kadın gazeteci Carol Prunhuber, 1992 yılında İspanyolca olarak yazdığı „Qasimlo’nun İdeali ve Ölümü“ (Kürdistan’ı Düşlerken - Kürt Rahman’ın Tutkusu ve Ölümü) başlıklı kitabının İngilizce baskısının tanıtımını Lordlar Kamarası’nda yaptı. Prunhuber, ünlü Kürt yönetmen Yılmaz Güney ve İKDP lideri Abdurahman Qasimlo’nun, üzerinde etkisinin büyük olduğunu belirtiyor. 1984 yılında İKDP (İran Kürdistan Demokrat Parti) lideri Abdurahman Qasimlo’nun isteği üzerine kitap yazma sözü verdiğini ve bu sözün gereği olarak yazılan kitabın 26 yıl sonra İngilizce baskısının yapıldığını belirten Carol Prunhuber ile Lordlar Kamarası’nda Qasimlo cinayeti ve Kürtler üzerine konuştuk.

Neden Kürtler ve Kürtlerin iki önemli ismi olan Yılmaz Güney ve Abdurahman Qasimlo?Bu hep karşılaştığım soru oluyor. Neden Venezuelalı birinin Kürt sorunu ile bu kadar ilgilendiği hep soruluyor. Sanırım bu benim kaderimdir. Yılmaz Güney ile tesadüfen 1982 Cannes Film Festivali’nde görüştüm ve benim hayatımda önemli değişimlere neden oldu. Dr. Abdurahman Qasimlo ile 1983 yılında Paris Kürt Enstitüsü’nde görüştüm. Ben bu görüşmeyi de kader olarak ele alıyorum ve o da hayatımda çok büyük değişimler yarattı. Yılmaz Güney ile görüştüğümde ilk kez Kürtlerin varlığından haberdar oldum. Çok büyük bir halkın varlığından haberdar oluyordum ve bundan çok etkilendim. Kürtlerin varlığından kimse bahsetmiyordu. Bir gazeteci olarak bunun çok adaletsiz bir durum olduğunu düşündüm. Kürtler güzel insanlardı ve tarih boyunca hep acı çekmişlerdi. Kürtlerin çoğu cana yakın ve sıcak insanlardı. Kendimi Kürtlere yakın hissettim. Kürdistan’a gittiğim zaman dağlarda peşmergelerle kaldım.

Peşmergelerle ne kadar kaldın?15 gün Bane’de Peşmergelerle kaldım. Dağları aşarak onlara ulaştım. Diğer bölgelerdeki peşmergelerle de kaldım. Rehberlik eden Kürtler, beni zor patikalardan ve vadilerden dolaştırarak peşmergelerin kaldıkları yerlere ulaştırdı.

Kadın Peşmergeler var mıydı?Evet, çok sayıda kadın peşmerge gördüm. Sayılarını hatırlamıyorum ama peşmergelerin bir kısmı kadındı.

Qasimlo’nun öldürülmesinin üzerinde 21 yıl geçti, Qasimlo’nun ölümüyle ilgili ne düşünüyorsun?Qasimlo suikastı Kürt halkı için bir trajedidir. Qasimlo, Batı ile Ortadoğu arasında bir köprüydü. O modern bir insandı ve hoşgörülüydü. Altı dil konuşuyordu. Avrupalı politikacılar onu desteklemediler, ama onu hep dinlediler. Eğer Qasimlo yaşasaydı çok önemli bir rol oynayacaktı. Daha demokratik olacaktı, daha geniş perspektiflerle insanların önünü açacaktı, farklılıklara karşı daha hoşgörülü olacaktı. Kürtlerin birliğinin sağlanması konusunda çok etkili çalışacaktı. Kürtlerde iç çatışmalar hep var oldu. Qasimlo farklılıkları da olsa herkesin bir arada olmasına çok özel önem verirdi. Bugün IKDP (İran Kürdistan Demokrat Parti) parçalanmış durumda. Diğer partiler bir birlerinden uzak duruyorlar. Qasimlo Kürtler arasında birliğin ne kadar önemli olduğunu çok iyi kavramıştı ve bunun ne kadar vazgeçilmez olduğunu biliyordu.

Qasimlo’nun diğer önemli özelliği de Batı ile iyi ilişkilerinin olmasıdır. Avrupa ile birçok ilişki geliştirdi. Amerika’dan bazı senatörler onu davet ettiler. Uluslararası basının ona karşı büyük saygısı vardı ve görüşlerine değer verirlerdi. Benim gibi birçok insan ondan derin etkilendiler. Onun çok büyük idealleri vardı.

Diğer Kürt liderlerle de görüştünüz mü?1985 yılında Talabani ile görüştüm. 1988 yılında Kendal Nezan ile bir seminer örgütledik. Talabani ile Qasimlo’yu da konuşmacı olarak davet ettik. Ve Talabani ile görüştüm, röportaj yaptım.

Talabani ile Qasimlo arasında ne tür farklar vardı?Talabani şimdi Irak Cumhurbaşkanı ve siyasal alanda çok gelişmeler kaydetti. Qasimlo çok daha farklı bir insandı. Kendisinde ve partisinde sürekli ve düzenli olarak gelişmeler yaratıyordu. Qasimlo için iyi bir politikacı demek yetersiz bir tanımlama olur. O mükemmel bir insandı. O zengin olmayı hedeflemedi, rahat bir yaşamın sahibi de olmak istemedi. O her şeyi Kürtler için yaptı çünkü o kendi halkına aşıktı. Onu dünyadaki başka bir liderle karşılaştıramayız.

Abdullah Öcalan hakkında ne düşüyorsun?Öcalan ve PKK hakkında çok fazla bilgim yok. Öcalan’ın yaşamını ve mücadelesini fazla bilmiyorum. Bu konuda değerlendirme yapmak için yeterli bilgiye sahip değilim. Türkiye’ye birkaç kez gittim. Qasimlo ile ilgili yazdığım kitap Türkçe olarak da yayınlandı. Türkiye’den Kürdistan’a doğru yolculuk yapıldığında aradaki fark çok rahatlıkla görülebiliyor. Diyarbakır çok büyük ve çok güzel bir şehirdir. Tarihi eserleri var ancak hiçbir yatırım yok ve turizme açmak için bir çaba yok. Bu gerçekliği görmek beni çok şaşırttı.

Kitabınızda şimdiki İran Cumhutbaşkanı Ahmedinejad’ın Qasimlo suikastının planlayıcıları arasında yer aldığı yazılıdır. Bu bir görüş müdür yoksa belgelere dayandırdığınız bir iddia mıdır?Geçen yıl Abulhassan Banisadr (Eski İran Cumhurbaşkanı) ile bu konuda bir röportaj yaptım. Benisadr’ın bana söylediğine göre, suikastı yapan timde yer alan birisinin itiraflarına göre 1988 yılında Rafsancani ile görüştüklerini ve Rafsancani’nin Qasimlo ile önce bir görüşme süreci geliştireceklerini ve sonrasında da onu öldürmeyi planladıklarını söyledi. İtirafçıya göre suikastı gerçekleştirmek için iki tim oluşturuldu. Birinci tim cinayeti bizzat gerçekleştirecek olan timdir, ikincisi de birinci timin cinayeti gerçekleştirmesi için gerekli silah, güvenlik ve planlama gibi gereksinimleri temin etmekle görevlendirildi ve şimdiki İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad ikinci tim de yer aldı. Suikastta kullanılan silahların Ahmedinejad tarafından Viyana’ya ulaştırıldığı sanılıyor. Yaptığım araştırmalar sonucunda Ahmedinejad’ın kesinlikle suikastin planlamasında yer aldığı görüşüne ulaştım.

Qasimlo suikastının nasıl işlendi?1988 İran ile Irak arasındaki savaşından sonra Qasimlo İran ile görüşmelerin yapılması gerektiğini düşündü ve bu yönlü çalışmalara başlattı. Dönemin İran Parlamentosu Başkanı Haşimi Rafsancani konunun görüşülmesi için YNK Başkanı ve şimdiki Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani ile görüştü ve Viyana’da bir görüşmenin ayarlanmasını istedi. Kasım 1988 ve Ocak 1989 iki görüşme ayarlandı. Bu sırada Qasimlo’nun öldürülmesi planı da hazırlandı. Dönemin Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner Qasimlo’nun toplantıya gitmesini istemedi, çünkü İran rejimine güvenmiyordu. Qasimlo’ya yakın birçok kişi bu toplantıya gitmemesi için uyarılarda bulundu, ancak Qasimlo bunların hiçbirini dinlemedi ve görüşmeye gitti. Çünkü Kürt sorununun İran’da çözülmesini istiyordu. Humeyni de yeni ölmüştü ve yeni bir lider vardı karşısında. Qasimlo Temmuz ayının başlarında yapılan bir toplantıya gitti. 13 Temmuz 1989 günü yapılan ikinci toplantıda Qasimlo öldürüldü. Qasimlo ile birlikte görüşmeye gelen Abdullah Ghaderi Azar ve Fadhil Rassul da öldürüldüler. Suikastı 3 İranlı yaptı. Diplomatik kimliklerle dolaşan İranlıların nasıl bu silahları temin ettiği ve taşıdıkları uzun yıllar tartışıldı ama herhangi bir çözüm bulunamadı.

Yıllardır Kürtler üzerine çalışmalar yapıyorsunuz. Sizce de Kürtler ulusal bir birlik oluşturabilirler mi?Eğer Qasimlo yaşasaydı bu konuda önemli bir gelişme yaratacaktı. Anladığım kadarıyla Kürtler birlik olmayı öğrenmelidirler. Güney Kürdistan’da Barzani ve Talabani güçleri uzun yıllar çatıştı ve bu uzun çatışmalardan sonra birlikte olmanın gerekliliğini öğrendiler. Ortak bir hükümet kurdular ve tüm dünya ile ilişkileri var. Belki ulasal konferansın yapılması tartışmaları yapılıyor, ama sanırım birlik konusunda tarihsel ve kültürel engeller de var.

Elinizde yeni çalışmalar var mı?Şimdilik bir çalışma yok. Şu anda Qasimlo ile ilgili kitabın İngilizce baskısının yaygınlaştırılması için çalışıyorum. Çünkü İngilizce baskı çok önemlidir, herkes okuyabilir ve etki alanı daha geniştir.

Bir mesajınız var mı?Anladığım kadarıyla Kuzey Kürtleri Qasimlo hakkında yeterli bilgiye sahip değiller. Qasimlo modern bir insandı ve bilinmesinde fayda var. Onun görüşlerinin Kürtler için çok önemli olduğunu düşünüyorum ve onun neler yaptığının bilinmesi gerekiyor.

Wednesday, 1 September 2010

Zihniyet Devrimi Şart



Hasan Uşak

Kürt sorununa yönelik yaptığı akademik çalışmalarla tanınan Prof. Dr. Doğu Ergil, sorunun çözümü için bir zihniyet devriminin gerekli olduğunu söyledi. Prof. Ergil, barış süreçleriyle ilgili bir toplantı için bulunduğu Londra’da sorularımızı yanıtladı. Uzun süredir yakından ilgilendiğiniz Kürt sorununun çözülmesinin önündeki asıl nedenler nelerdir?

- Birinci neden hala sorunun ne olduğunu tanımlayabilmiş değiliz. Tanımlayamadığınız da eğer bir sorunsa, nasıl ortadan kaldırılacağını ilişkin akıllı çıkarımlar yapamazsınız.
- İkincisi konuya tamamen ideolojik yaklaşmaktır. Yani ‘Biz ve Onlar’ tarzındadır. Biliyoruz ki milliyetçilik, karşılıklı birbirini bileyen bıçaklar gibi keskinleşir.
- Üçüncüsü sorunu çözmek için seçilmiş şiddet yöntemi, çok zaman, çok kaynak tükenmesine neden oldu. İnsanlar bunun sonunda kazanmak istiyorlar. Böyle olunca da çözüm zorlaştı.

Peki Kürt sorununu tanımlamak çok mu zor?Hayır. Meseleye ideolojik bakmak sorunun tanımlanmasını zorlaştırıyor.

Bunu kimler yapıyor?Ben resmi bir tanımlamadan bahsediyorum. Bu resmi tanımlamanın aktörleri bu şekilde tanımlıyorlar. Hepimiz değil de ‘Bizler ve Ötekiler’, olarak tanımlanınca, sorunluyu ortadan kaldırmakla meselenin hal edilebileceğine inandık. Ama böyle olmadı. Böyle olmadığı için de hem çözüm gecikti, hem de sorunun asıl nedenlerini anlamakta başarısız kaldık.

Son zamanlarda sorunun varlığından bahsediliyor ve bazı adımların atıldığı, bazılarının da atılacağından bahsediliyor. Ama yine de sorun çözülemiyor. Neden?Kürt realitesi demek şimdiye kadar varlığı kabul edilmeyen Kürtlerin var olduğunu benimsemek değildir. Kürtler var olacaklarsa nasıl var olacaklar? Yani kelebek olarak mı var olacaklar, balık olarak mı var olacaklar? Eğer vatandaş olarak var olacaklarsa, vatandaşlığın hukuki bir takım nitelikleri var. O niteliklere sahip olmak gerekecektir. Sorun, vatandaş olarak Kürtlerin eşit varlığını kabullenmekte zorluk çekmemizden kaynaklanıyor.

Resmi söylemde Kürtler ile Türkler eşit deniliyor...‘Türkiye’de Kürtler her şey olabilirler ama Kürt olamazlar’ diye bir tabir var. Türkiye Cumhuriyeti’ne Kürt olarak yurttaş olmak mümkün olduğu zaman bu sorun büyük ölçüde çözülecektir.

Bunu böyle kabul etmek çok mu zor?Bu zihniyet devrimi demektir ve zihniyet devrimi aşıldıktan sonra da hukuki değişimlerin olması demektir. Bu da kolay bir iş değildir, devrim demektir. Önce zihniyette bir değişimin olması lazım ve bu da çok zordur. Yerleşik bazı kalıplar var, işte onların parçalanması gerekiyor.

AKP’nin uygulamaya çalıştığı ‘açılım’ projesi, ne kadar çözer?Sorunu AKP çözmeyecek. Çözülmesi gereken bir sorun olduğunu AKP zamanında, çok daha yüksek sesle dile getirebildik. AKP bu doğrultuda bir adım atabildi. Tabii bu yeterli olmuyor. Önce zihniyet devrimi, sonra hukuki düzenleme ve ertesinde de hayatın tüm alanlarında bir değişim gerekiyor. AKP bunun çok derine inebileceğini gördü, kamuoyunun buna hazır olmadığını gördü ve bu değişimleri yapamayacağını anladı. Bu nedenle bu paket seçimlere kadar ertelendi. AKP içinde bu büyük dönüşümü kabul edebilecek kadroların ne kadar etkili olduğunu da bilmiyoruz.

Kürt tarafının, sorunun çözümü konusundaki çabalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Kürt tarafının şöyle bir sorunu var; nasıl Türk tarafı, devletin de, mülkün de sahibi kendisi zannediyor ve bu zihniyet ile kendisi dışında olanlara bakıyor ve verdiği her hakkın bir taviz olduğu sanısındaysa, Kürtler de “Biz çok çektik, neden çok şey bizden esirgendi, ben de silaha sarılırım ve hakkımı ararım” diyor. Silaha sarılmanın olağan bir hak arama yöntemi olmadığı açıktır. Bunun getirdiği bir takım sakıncalar var:
- Kendi halkından çok büyük fedakarlık bekliyor.
- Halkına getirileri olacaksa bunun çok uzun vadede ve çok küçük olacağını görüyor ama kabullenmekte zorlanıyor.
- Bu yöntemin dünyada kabul edilmediği giderek algılanıyor.

Bu nedenle silahlı isyan yöntemi dışında daha yaratıcı yöntemler geliştiremediği sürece, Kürtlerin de gideceği fazla bir yer yoktur.

PKK defalarca silah bırakmaya hazır olduğunu söyledi ve ateşkeşler yaptı... Bu terminoloji hatalı bir terminolojidir. Ateşkes bir savaş kavramıdır, bir siyaset kavramı değildir. Eğer aranan eşitlik, demokrasi ve haklar temelinde yeni bir düzen ise “insan canını başkasının iradesi ile almak” dediğimiz şiddet kullanımının bir yöntem olmaması lazım. “Başka imkan yoktu mecbur kaldık” gibi sözler söylenebilinir. Şiddet büyük bir haksızlığa uğramış, dışlanmış bir halkın karşılaşmış olduğu haksızlığa karşı bir başkaldırısıdır. Bir işlevi vardır. Bu işlev nedir; böyle bir haksızlığın olduğunu ve o insanların hak ve eşitlik beklediklerini duyuruncaya kadar işlevseldir ancak ondan sonra zararlıdır. Çünkü istenen hakları verecek sistem, bu hakları vermek için gerekli demokratik esnekliğe kavuşamıyor. Silahlı mücadele, karşısında militarizmi yaratıyor. Sistem militarize kaldığı sürece de demokratikleşmiyor...

Kürtler çok daha yaratıcı sivil ittiatsızlik yöntemleri geliştirmek durumundalar. Eğer Kürtler silahlı mücadele yönteminden vazgeçseler, ABD ve Avrupa tarafından daha çok desteklenirler. Türkiye’de demokratikleşmenin itici gücü Kürtler olacaktır. Türkler, Kürtler sayesinde demokratik bir düzene kavuşacaklar. Silahlı mücadele hem bunu geciktiriyor hem de zorlaştırıyor.

Çok sayıda silahlı militan var ve bunların çoğu savaşın içinde yer aldı, bunlar için nasıl bir çözüm olabilir?O ayrı bir konudur. Öcalan diyor ki, “bana söz versinler militanları sınır dışına çekeyim.” Bu işler bu kadar basit değildir. Demobilizasyon denilen bir şey var, silahlı güçlerin çözülmesi sonra da onların entegrasyonu var ve ondan sonra da adalet var. Çok sayıda insanı öldürmüş olanlar var ve onların adalet sistemi içinden nasıl geçecekleri sorunu var. Çeyrek asırdır çok acı yaşandı. Bunlar kolektif bellekte nasıl yer alacaklar. Ona yer açmak lazım.

Tam da bu aşamada BDP’nin rolü nedir?Ben BDP’li arkadaşlarla görüşüyorum. O kadar inanmışlar ki, “AKP ile müzakereler yapmaya çalıştık bizi hiç dinlemedi, bu yüzden onların anayasa paketini desteklemeyeceğiz” diyorlar. Bunu benimsemek çok kolay geliyor. AKP’nin anayasa paketi diye bakma, ilke olarak bak olaya...