Sunday, 13 June 2010

Ozan Emekçi, “Ozanlar Kurultayı Yapılmalıdır”



Hasan Uşak
Otuz yıldır sürgün hayatı yaşayan Ozan Emekçi yaşadıklarını, deneyimlerini Telgraf okurları ile paylaştı. Halk ozanlığı ve şiirinin bitme aşamasında olduğunu belirten Ozan Emekçi, 12 Eylül darbesi ile bir çok halk değerinin olduğu gibi aşıklık geleneğinin de sonu getirilmek istendi ve haksızlığa karşı çığılıklarının durdurulmasının amaçlandığını söyledi. Ozan Emekçi ile 12 Eylül öncesi yaşadıkları ve sürgün yıllarındaki sanatsal çalışmaları ve halk ozanlığı konularını konuştuk.
- Ozan Emekçi’yi tanıyabilirmiyiz?
Afşin’in Haticepınar köyündenim. Küçük yaşlarda babamdan ve dayımdan bağlama dinledim ve etkilendim. Meslek Lisesine kadar Maraş’ta okudum ve dönemin politik koşulları nedeniyle okulu bırakmak zorunda kaldım ve profesiyonel olarak müzik hayatına atıldım. İlk kasetimi 1973 yılında Antep’de çıkardım. Daha sonra 45’lik plaklar çıkardım. 1976 yılında sahneden alınarak tutuklandım ve bir yıl hapis yattım.
- İlk kasetinize ne ad verdiniz?
İlk kaseti 1973 Antep’de yaptım ancak o zaman kasetlere isim konulmuyordu. İkinci kasette isim kullanmaya başladım ve “Selam Olsun Halk İçin Ölenlere” ilk isimli kasetimdir. Sonra “Hamal Ali”,  “Yıkılası İstanbul, Maraş Katliamı” 12 Eylül darbesinden sonra da “Özgürlük Mahkumları” kasetini yaptım. Son kaset ile Türkiye’de yaşama  koşullarım kalmadı ve Avrupa’ya gelmek zorunda kaldım ve otuz yıldır sürgün hayatı yaşıyorum.
- Sürgün mü Emekçi’yi yarattı yoksa Emekçi mi sürgün edimiş bir ozandır?
Ben sürgün edilmiş bir ozanım, ülkemde de halk ozanıydım. Türkiye’nin her yerinde konserler verdim. Mahsuni, İhsani ile konserler verdim, gruplar kurdum “Emekçi Ozanlar Topluluğu” adında bir grubum vardı. Ümit Kaftancı’nın hazırlayıp sunduğu Aşıklar programına Daimi ile birlikte katıldım.
- Türkülerinizde neyi işliyordunuz?
Sosyal eşitlsizliği işledik haksızlığın varlığını haykırdık. Yaşadığınız bölgede gözünüzün önünde alenen haksızlık var ve sizde o haksızlığa maruz kalıyorsunuz. Halk ozanı olmak gibi isteğiniz ve biraz da yeteneğiniz varsa bu yeteneği yaşanan haksızlığı yermek için kullanıyorsunuz. Yaşadığımız ortam ve biraz da vicanlı olursanız başka türlü de olamıyorsunuz. İster istemez taraf olmak durumunda kalıyorsunuz ve sonra adınız muhalife çıkıyor.
- Halk ozanı olarak 12 Eylül öncesinde Türkiye’de çok mücadele verdiniz. Bu mücadele yıllarında ne gibi zorluklarla karşılaştınız?
Konserlerimizin çoğu yasaklanıyordu. Emek veriyorsunuz, salon tutuyorsunuz, duvarlara afişler asıyorsunuz ve etkinliğe iki gün kala yasaklıyorlardı. Bu moral bozukluğuna neden oluyordu. Bu tür yöntemlerle şevkimizi kırmak, iç enerjimizi tüketmek istiyorlardı.
En önemli amaçları da iç enerjiyi tüketmekti ve bazı kişilerde bunu başardılar, bazılarında ise başaramadılar. Ben kendimi ikinci ketegoride görüyorum.
- O yıllarda çok sayıda halk ozanı vardı ve bunlar sazı ile sözü ile bir militan gibi mücadele ettiler. Bu ozanlar topluma neler  getirdi?
Bir çok insanın ezberinde hala Mahsuni’nin türküleri var. İhsani’nin türküleri ile insanlar öfkesini dışarı vurma fırsatı buldular. Zaten halk ozanlığının önemi de buradadır. Biz hala Pir Sultan Abdal’ın türküleri ile geleceklere ışık vermeye çalışıyoruz. Onun onurlu direnişini gelecek kuşaklara aktararak yaşamsal kılmaya çalışıyoruz. Zaten türkünün işlevi de budur. Osmanlı’nın yaptıklarını Pir Sultan’ın sözlerini analiz ederek ortaya çıkarmaya çalışıyoruz.
-Bu zorluklardan sonra halk şiiri ne durumdadır?
Halk şiiri 12 Eylül’de ağır bir darbe yedi ve şimdi can çekişir bir duruma geldi. Muhalif halk şiiri yok denecek kadar azdır. Halk ozanları köylü arabeski okuyorlar. Adına sevda, aşk türlüleri diyorlar. Söylediklerinde aşk da yok, kuru ve yüzeysel sözler var. Hiç bir estetik değeri de yoktur.
- Peki üretkenlik neden öldü?
Devlet üretkenliğe ve halk şiirine yöneldi. Halk şiiri ile uğraşan insanlara eziyet çektirdiler. Ruhi Su tedavi edilmedi ve ölmesine neden oldular. Bununla da genç ozanlara halk siirinden uzak durmaları mesajı verildi. Bu bir tehditti. Ben otuz yıldır doğduğum topraklara gidemiyorum. Bu bir mesajdır.
- Aynı baskılar 12 Eylül öncesinde de vardı ama ozanlık veya halk şiiri sürekli kendini üretiyordu. Sorun sizca baskıya maruz kalmak mıdır?
12 Eylük sonrasında ozanlık korkunç bir yara aldı. Aynı politika Nazım Hikmet, Yılmaz Güney’e de uygulandı. Yılmaz’a onları yaşatarak filmcilere bir göz dağı verdiler. Ahmet Kaya klip yapacağım dedi, henüz yapmamıştı da linç edilecekti ve geldiğ Paris’te hayatını kaybetti.
Bunun aşılması lazımdır. Ülkemizde demokrasi mücadelesi veren arkadaşların, örgütlerin, partilerin bir ozanlar kurultayı düzenlemesini öneriyorum.    
Bü ülkede haksızlık bittimi ki haksızlığa karşı yok denecek kadar az şiir yazılıyor. Bu ülkede zulüm mü bitti, eşitsizlik mi son buldu? Bunlar hala varsa halkın şiirinde işlenmelidir.
Hala maden ocakları faciaları yaşanıyor ve Maden Ocağı türküsü çalınıyor.  Şimdiye kadar çok sayıda maden ocakları türküsü yazılmalıydı ama yazılamadı. Anadolu’da ozanlığın alt yapısı var ama bir ozan çıkıp da yeni şiirler yazamıyor.
- Avrupa’da kaldığınız son 30 yıl içinde kaç tane kaset çalışmanız oldu?
 Yüzlerce makelam yayınlandı. 20’ye kadın albüm çıkardım. 4 tane şiir kitabım yayınlandı. İki kitaplık da basılmamış şiirlerim var.
- Türkiye’deyken mi daha çok üretkendiniz yoksa Avrupa’day iken mi daha çok üretiyorsunuz?
Aslında duygularda pek bir değişim olmuyor. Avrupa’da işin içine ayrılık, hasret gibi duygularda girince hüzün biraz daha koyulaşıyor. Sürgünü, aşkı anlatıyoruz bazen öfkelenip isyanı anlatıyoruz. Bu iç enerli ile ilgili bir durumdur. Son yazdığım şiir de ilk yazdığım şiir de ülkemizdeki insaların yaşadıkları ile ilgilidir. Biz kendi değerlerimizden kopmadık, istesek de kopamayız.
- Avrupa’da var olan imkanları da kullanarak sanatınızı daha geliştirmek mümkün mü?
Avrupa’da her imkan para ile ölçülüyor. İstanbul’da grup kurmak Almanya’da grup kurmaktan çok daha kolaydır. Almanya’da bağlamacı bir şehirde yaşar, kemancı başka şehirde yaşar. Bunları bir araya getirmek çok ciddi bir sorundur. Herkesin bir aile sorumluluğu var, gideri var.
- Türkiye’ye dönmek istiyormusunuz?
Türkiye’ye dönmeyi çok istiyorum. Benim hakkımda iki milletvekili soru önergesi verdi. Türkiye yetkilileri bana yeniden Türkiye vatandaşlığına geçmemi öneriyorlar, Türkiye’ye gidebilmem için. Bu Alman vatandaşlığından çık demektir. Ben bunu yapamam, Almanya’dan bir kötülük de görmedim, ailemin yaşamıda burada şekillenmiştir.
- Neden size zorluk çıkarıyorlar?
Benim türkülerimi taklitçilerim her gün söylüyor. Türkiye neyin söylendiğine değil kimin söylediğine bakıyor. Türkülerin bemim sesimden verilmesini istemiyor. Dinleyici bizi farklı algıladığı için Türkiye bana müsade etmiyor. Beni Türk vatandaşı yaptıktan sonra da askere götürecekler. Orada da hakare edeci davranışlar yapacaklar.
- Türküleri tehlikeli mi görüyorlar?
Evet, başka da açıklama bulamıyorum. Türkiye yasalarına göre suç olacak bir eylemim yok. Örgüt kurmadım, örgüt üyesi olmadım. Ben sadece türkü söyledim. Belirli bir çemberin içindeki muhalefet kabul ediliyor ama ben çemberin dışındayım. Onlarda çembere girmemi dayatıyorlar. O çembere girmeyeceğim.



No comments:

Post a Comment